Yerel seçimlerde meclis partileri

Yerel seçimler yaklaşırken meclisteki partilerin tartışmaları bizi hiç şaşırtmıyor. Yakından baktıkça onların patronlarını, bizimse yoksulluğumuzu görüyoruz.

Yaklaşan yerel seçimler, bir konuda fazladan bir anlamı taşıyor: Seçim AKP’nin toplamda alacağı oy ve kazanacağı belediyeler aracılığı ile Erdoğan’ın güven oylaması olacak.

AKP, MHP ve bir patron

AKP ve MHP’nin çekişme halinde olduğu Isparta, Karabük, Balıkesir, Afyon, Manisa gibi pek çok il mevcut. Ne MHP ne de AKP ellerindeki belediye gücünü paylaşmaktan yana. Cumhur ittifakına mola veren dinamik de bu oldu.

Ancak ne hikmetse, şu anda rakip olması gereken bu partiler birbirlerinin yerel yönetim performanslarını hiç eleştirmiyorlar. Öyle ki AKP’nin İSKİ’de raporlanan yolsuzluklarına dair MHP’den kayda değer bir ses çıkmadı. Her iki parti de belediyeleri hizmet değil zimmet olarak görüyor. MHP için de AKP için de belediyeler ancak bir patronun zihniyetiyle yönetilebilir. Taşeronlaşma olur, kamunun hizmetleri ihalelerle yandaşlara/tanıdıklara verilir. Olan biz emekçilere olur.

İki rejim partisinin “faydayı en çok kim sağlayacak?” tartışmasına rağmen genç patronlar endişeli. Hükümetin köşe yazarlarından biri, Erdoğan ve Bahçeli’nin 21 Kasım’da bir araya gelmesinin “Bu süre zarfında önemli bir işadamının devreye girip iki parti arasında mekik diplomasisi yürütmesi” sayesinde gerçekleştiğini itiraf etti. Söylenti doğruysa patronların mevcut düzende çatlak istemediğini ve işçilere yönelik çok kötü planlarının olduğunu düşünebiliriz.

CHP ve İYİ Parti

CHP ve İyi Parti kimi şehirlerde güçlü olanı destekleyecekleri doğrultusunda mesajlar veriyor. Bu iki partiden biri belediyeyi kazanırsa ne olacak? Nasıl bir belediyecilik kavrayışları var bu partilerin? İkisi de taşerona mı karşı? Betonlaşmaya mı karşı? Suyun, ulaşımın bedava olmasından mı yanalar? Belediyeciliğin şeffaf olmasını mı istiyorlar? Belediye kaynaklarını ekmeğin ucuz ve sağlıklı olması için mi kullanacaklar? Başkan ve encümenlerin emekçiler tarafından denetlenebilir olmasını mı istiyorlar?

Hayır! Bu ikili sadece AKP karşıtlığından güç alıyor. Zira ne hizmet ne yenilik vaat ediyorlar. Görüşmelerinde muhtemelen şunu soruyorlar birbirlerine: “Sahi, neydi bizim farkımız?”

HDP ve sol

HDP yerel seçim sürecine rejimin yoğun bir baskısı altında giriyor. Bizzat Erdoğan, HDP seçilirse çekinmeden yeniden kayyum atanacağını ilan ediverdi. Bu koşullar altında işçilerin çıkarı, bölgede kendi belediyesini seçme hakları gasp edilen kitlelerin yanındadır.

Bu noktada üzerine büyük bir sorumluluk düşen HDP’nin pasifliği gösteriyor ki, HDP için yerel seçimleri kazanmak şu an için yarıda kalan müzakereleri teşvik etmekten ibaret görünüyor.

HDP de meclisteki diğer partilerden farklı olarak zenginler için değil, halk için belediyecilik kavrayışını sunan bir program ortaya koymuyor.

Sol ise tek adamlığa karşı işçi sınıfından yana bir tavır geliştirmek yerine HDP ve CHP arasında gelip gidiyor.

İşçi sınıfı

Patronlar için değil halk için, denetlenebilen ve hizmet veren bir belediye anlayışı patron partileri için imkânsız. Ancak bizler için acil bir ihtiyaç. Bu sebeple başını sendikaların çektiği kriz karşıtı platformun görevi, işçilerin unutulan sesini yükseltip iyi bir işçi belediyeciliği örneği göstermektir.

“AKP gitsin de yeter”, “En azından daha halkçı”, “HDP ve CHP birleşsin” diyenler yanılıyor.

Ne diyordu o güzel marşımız; “bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır.”

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.