Kendi kendini yiyen ekonomi

Ülke seçim atmosferine iyiden iyiye girerken Saray iktidarı da ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamını nasıl bertaraf edeceğini, bunu yapamasa bile en azından seçimlere kadar krizi nasıl öteleyebileceğini düşünmekle meşgul. Bu kapsamda ciddi denebilecek kararlar aldı. Seçim yaklaştıkça atılan bu adımlara şüphesiz ki yenileri de eklenecektir. Fakat, kriz ile ilgili alınan kararların hiçbiri krizin kendisiyle değil sadece sonuçlarıyla ilgileniyor. Ekonominin yapıtaşlarıyla oynamadan atılan her adım, ekonomik krizin etkilerini öteleme amacı taşıyor. Sibobu açılarak yavaşça alınan gaz, ileride daha şiddetli ani patlamalara gebe. Durum bu halde iken 31 Mart seçimleri sonrası ekonomik durumun emekçiler açısından hiç de iç açıcı olmadığını söylemeliyiz.

Bu bağlamda hükümetin aldığı kararlardan biri de kredi kartı borcunu ödemekte zorluk yaşayanların borç tutarlarının tamamının Türkiye’nin en büyük devlet bankası olan Ziraat Bankası tarafından yapılandırılmasıydı. Sürece göre kredi kartı borcu olanlar (bankalar arası kart merkezine göre Eylül 2018’de Türkiye’de 65 milyon kredi kartı ve 140 milyon da banka kartı var) borçlarını Ziraat Bankası’ndan çektikleri kredilerle düşük faiz (%1,10-%1,20) ve 24-60 ay arası değişen vadelerle ödeyebilecekler. Olayın en net hali şu: Aslında Ziraat Bankası diyor ki, “Ben kredi kartı borcunuzu ödeyeceğim ve siz de bana borçlanacaksınız”. Kredi ve banka kartı sayılarının da gösterdiği gibi borcu borç ile kapatmaya alışık olan emekçiler belirli bir gelirleri olmaları koşuluyla Ziraat Bankası’na borçlanarak kredi kartı borçlarını ödeyebilecekler.

Bu hamlenin, krizin etkilerinin son aylarda özellikle alım gücünde yarattığı tahribatı göz önüne alırsak seçim sürecinde çok akıllıca ama bir o kadar da tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Kredi kartlarında toplam borç 102,4 milyar lira ve bunun 6,5 milyar lirası takibe düşmüşken; bireysel kredi kartı borcunu ödemeyen kişi sayısı 2 milyon 485 bin kişiye ulaşmışken; üstelik tüketici kredilerinin durma noktasına geldiği bu ortamda, hükümetin bu adımını bir nevi hediye olarak okuyabiliriz. Ama bunun nelere mal olabileceğine de değinmek gerekiyor.

Her şeyden önce alım gücü daralan ve daralmakta olan borçlular, borcu borç ile yapılandırdıklarından dolayı bu borçlarını da ödemekte zorlanacaklar. Futbol kulüplerinin bile borçlarını ödemek için kolları sıvamış olan Ziraat Bankası, kendi iç ve dış borçlarıyla baş edemez duruma gelebilir. Böyle bir bankanın, değirmenin suyu nereden geliyor diye hesaplamadan tökezlemesi ülkede finansal bir çöküş başlatabilir. Ülkenin dış borç miktarı, reel sektörün ve tüketici talebinin daralması göz önüne alınırsa seçimlere kurban edilen, ilerisini düşünmeden bol keseden saçılan bir ekonomik tablo var. Son düzenlemeyle sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketlerin kâr payı dağıtabilecek olması da, ekonomiyi ayakta tutayım derken ekonominin ayağına sıkmak dışında bir işe yaramayacak, sadece günü kurtarma itkisiyle yapılan akıldışı plansız hamleler, kendi kendini yiyen ekonomiye yol açacaktır. Şimdi kaşıkla verilenler de seçimden sonra kepçe ile geri alınacak, bunu herkes biliyor.

Kredi batağına saplanmış emekçilerin sorunları, kısa dönemli seçim yatırımlarıyla çözülemez. Yoksul emekçilerin kredi kartı borçları iptal edilmeli, bankacılık sistemi tek bir kamu bankası altında birleştirilmeli, tefecilere yapılan iç ve dış borç ödemeleri durdurulmalı, merkezi bir ekonomik planlama yapılmalıdır. İşçilerin küçük kırıntılara ihtiyacı yok; gerçek, radikal ekonomik tedbirlere ihtiyacı var ve bu önlemler ancak bir işçi-emekçi hükümeti altında hayata geçirilebilir.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.