31 Mart kim ve ne için önemli?

Cumhur İttifakı, hele hele AKP, 31 Mart yerel seçimlerini mutlaka kazanmak istiyor. Ülke genelinde en azından son genel seçimlerdeki kadar oy almaya (%52) kilitlenmiş durumda. “Bu bir beka meselesidir” diyorlar. Eğer istedikleri hedefe ulaşamazlarsa, üstelik bir de muhalefet onlardan çok oy alırsa sanki Türkiye batacak.

Halbuki Türkiye zaten batmanın eşiğine gelmiş durumda. Bizzat onlar ülkeyi bu duruma getirdiler. Ama bizim “batma”dan kastımız öyle onların düşündüğü gibi değil. Yok Amerika bizi mahvedecekmiş, yok “teröristler” ülkeyi karpuz gibi böleceklermiş, yok din elden gidecekmiş… Bunların hepsi safsata. Sanki çocuk korkutuyorlar, aldatmaya çalışıyorlar.

Enflasyon %20’leri aşmış; bütçe açığı yarı yarıya artıp 72,6 milyar liraya, dış borçlar 460 milyar dolara ulaşmış; milli gelir hızla geriliyor; işsiz sayısı 6,5 milyona dayanmış; her gün onlarca işyeri kapanıyor; temel gıda maddelerinin fiyatları almış başını gidiyor, insanlar pazarlarda ne alabileceklerini şaşırmışlar… İşçileri ve tüm ücretlileri işsizliğe ve açlığa sürükleyen, ülkeyi batmanın eşiğine getiren gerçekler işte bunlar. Bunun sorumlusu kim? Patronların sistemi ve onun Tek Adam rejimi.

Ama rejim dikkatleri bu gerçeklerden uzaklaştırıp başka hayali tehditlere çekmeye çalışıyor. Bu amaçla havuç-sopa politikası izliyor. Gösterdiği havuç, verdiği bazı ekonomik tavizler. Yok elektrik ücretlerinin bir kısmını üstlenecekmiş, yok marketlere baskın yapıp fiyatları zorla düşürecekmiş, yok kredi borçları yeniden yapılandırılacakmış, yok küçük üreticiye ve çiftçiye kredi dağıtılacakmış… Bunların hiçbiri halkın çekmekte olduğu ekonomik ve sosyal acıları giderici uygulamalar değil. Bunlar sadece geçici seçim yatırımları. Eğer istedikleri orana ulaşırlarsa patronlarla birlikte işçi ve emekçi yığınlara açacakları büyük saldırının ön hazırlıkları.

Sopa politikası ise, halkta “dış mihraklar” konusunda korku yaratmak. Eğer bu seçimlerde Tek Adam rejimi darbe alırsa sanki tüm “iç ve dış düşmanlar”, “hainler” ülkeyi paramparça edecek! Ama dikkat: Hükümet asıl sopayı arkasında saklıyor. 31 Mart seçimlerinden sonra IMF’nin istediği işçi-halk karşıtı tüm kemer sıkma ve sosyal politikalar gündeme gelecek. Tüm emekçiler için asıl tehlike, asıl beka meselesi işte budur.

Ya “muhalefet”?

Tek Adam rejiminin yerel seçimleri bir “beka meselesi” olarak görmesine karşılık, CHP-İYİ Parti ittifakı sanki çok normal bir belediye seçimlerine gidiliyormuş gibi davranıyor. Hükümetin seçim sonrası için hazırladığı saldırı planını görmezlikten geliyorlar. 31 Mart seçimlerinin basit bir belediye seçiminin ötesinde, emekçi halk için bir “beka meselesi” olduğunu kabul etmiyorlar. Tek Adam rejiminin meşruiyetini kabul etmiş durumdalar ve sanki o rejimin başına geçmeye veya ondan kırıntılar koparmaya çalışıyorlar.

CHP işçi-emekçi taleplerinden iyice uzaklaşıp sağa kayıyor ve faşizan bir geçmişi olan İYİ Parti’ye yaklaşıyor. Dertleri “muhafazakâr ve sağ” diye tanımladıkları kesimlerin oyunu almak. Oysa bu kesimler içinde rejimin ekonomik ve sosyal politikaları sonucu yoksulluğa ve açlığa mahkûm edilen milyonlarca emekçi var. Onlar AKP’den uzaklaşma çabasındayken, CHP onların dinsel ve muhafazakâr duyarlılıklarına oynayarak bu kopuşlarını engelliyor, sağa doğru kayıyor.

HDP de CHP’ye bu yolda eşlik ediyor. Önce Kürt illerinin dışında aday göstermeyeceklerini açıklayarak emekçi yığınları CHP-İYİ Parti ittifakına teslim etti. Sonra, CHP’nin baskısıyla, Batı’daki “muhafazakâr” Kürt oylarını AKP’ye bırakmamak için bazı büyük il ve ilçelerde aday göstermeye davet edildi. Şimdi bunu düşünüyorlar. Ama bir yandan da, pek çok yerde CHP lehine seçime katılmamayı kabul ederken, sosyalist ve emekçi adaylar lehine adaylıktan feragat etmeyi veya onlarla birlikte hareket etmeyi akıllarına bile getirmiyorlar.

Biz ise, işçi-emekçi sosyalistler olarak, 31 Mart sonrası gelecek saldırıya hazırlanabilmek için, bu seçimlerde çalışan yığınlara mutlaka bir sınıf seçeneğinin sunulmasından yanayız. Kitlelere mutlaka kâr amaçlı değil ihtiyaç odaklı, sermayeden değil emekçiden yana bir belediyecilik programı sunmanın zorunluluğuna inanıyoruz. Bu amaçla yapabildiğimiz her yerde, işçi-emekçi adaylar çıkarmak için bütün öbür parti ve akımlarla işbirliği yapmaya çalışıyoruz. Bunun başarılamadığı durumlarda kendi bağımsız işçi adaylarımızı öne çıkaracağız. Bunu yapma olanağımızın olmadığı yerlerde de diğer işçi-emekçi ve sosyalist adayları destekleyeceğiz. Bir işçi-emekçi gazetesi olan Nisan’ın çizgisi budur.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.