“Asgari” değil ki bu ücret!

Asgari ücrete bu ayın başında zam yapıldı. Bu zam oranını ve hayatımızdaki önemini ilerleyen satırlarda değerlendireceğiz, ama şimdi kafamıza takılan bir soruyla başlayalım: Kime göre asgari ücret? Bize göre olmadığı kesin. Kira, yol parası, elektrik, su falan hesaplarken çoktan bu parayı geçtiğimizi görüyoruz zaten. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, bu yazının yazarı olarak “hafif sınıfta” (ofis çalışanı) yer aldığım için bana verilmesi gereken ücret 1.841 lira 80 kuruşmuş. Yani şimdi verdikleri çok bile, bir de beğenmiyorum! Peki, hangi işçi bütün geçimini asgari ücretle, yani sadece 2.020 lirayla yapabilir? Esasında sorunun cevabı belli: Hiç kimseye göre asgari değil bu ücret!

Asgari ücretle çalışanların bir kısmı, yapılan yüzde 26’lık zammı mutlulukla karşıladılar. Asgari olmasa da yaşamak için gerekli 417 TL fazla para geçecekti ellerine. (Açıkçası ben de umutlanmıştım, asgari ücretten hallice olan maaşıma yüzde 26 zam gelir mi diye). İçlerinde, “Vay be, 417 TL fazla para alacağız” diyenler oldu. Belki de o an ne yeni ÖTV’leri, yeni yıldaki genel zamları, ne o paranın içinde Asgari Geçim İndirimi’nin olmasını ne de enflasyonun resmi rakamlarda bile yaklaşık yüzde 21 olması gerçeğini düşündüler.

Böyle düşünen arkadaşlarımla konuştuğumda, bu miktarın esasında gelen zamlarla daha ayın birinde çoktan eridiğini, teşviklerle yeni yılda esas kaymağı yiyen kısmın patronlar olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu paranın şimdiden eridiğini ve esas zengin olanın kazandığını onlar da biliyordu ama içlerinde “yine de olsun” diyenler oldu. Bu dönem de dahil hiçbir dönemde, devlet biz çalışanlara önem vermiyordu, hep ezilmeye mahkûm bırakmıştı bizi, hep aç yaşamak zorunda kalmıştık… Tüm bunlardan ötürü son zamanlardaki en yüksek zam oranını kötü karşılamadılar. Bir de “bonus” olarak elektrik ve doğalgaza yüzde 10 indirim yapılmıştı. Şükrettiler, “ya bunu almasaydık” dediler. Biz mücadele eder, dayanışırsak daha iyilerini yaparız diyecektim, sustum; zamanı olmadığına karar verdim.

Hal böyleyken, patron kısmında durum ne? Doğru ya, bu zamları devlet değil patronlar verecek! İlk açıklama TÜSİAD’dan geldi: “Yapılan zam oranından mutluyuz”. Baktığın zaman şaşırtıcı bir açıklama; ne de olsa son yılların en yüksek asgari ücret zammı! Oysa gerçekten şaşırtıcı mıydı? Pek değil:

1) 2019 seçimlerinden sonra 4 yıl boyunca bir seçim olmayacağından dolayı, bir daha böyle bir zam oranı olmayacağını biliyorken;

2) Devlet bu zammı yaparken aynı zamanda patronları maddi teşviklerle de beslerken;

3) Bankalardan yüklü kredi alıp da ödemeyen kurumlara yapılandırma ve borç silme işlemleri yaparken;

4) Vergilere yapılandırma ve aflar getirirken;

5) Patronlar yurtdışına çıkarttıkları paraları “varlık affı” adı altında ülkeye vergisiz sokarken;

6) Yüksek oranlı mevduat faiz oranları ve tahvil ve bono alımları yaparken;

7) Devlet, işyerinde herhangi bir grevde hemen grev erteleme kararı çıkartırken ve devlet bunlar dışında kendilerine diğer birçok yararlar sağlarken, asgari ücrete seçim öncesi laf etmeleri, tek kelimeyle saflık olurdu.

Tabii bir de ülke içindeki mutsuzluğu, huzursuzluğu bildiklerinden olası bir grev ya da Gezi benzeri olaylardan büyük yara alacaklarını tahmin ediyorlar. Ayrıca, işsizliğin yoğun olduğunu bildiklerinden, bu parayı özlük haklarımızı kısarak, o da az gelirse işçi çıkartarak karşılayabileceklerini biliyorlardı. Yani patronlar sıkıştı mı devlet Hızır gibi yetişiyordu.

Türkiye’de asgari ücretle yaşamaya çalışanlar korkuyorlar. Çünkü asgari ücretle geçinemediklerinden, devletten sosyal yardım almak zorunda olduklarına inanıyorlar. Her şeyi değiştirebilecek gücü olduğuna inanmayan kesimler için başka bir alternatif düşünmek zor. Üstelik asgari ücretle çalışanların çoğunluğunu oluşturan gençler başka bir iktidarla dahi tanışmamış. Bunların bir kısmı, işçi mücadelesi dendiğinde ya kaçıyorlar ya da seni uzaklaştırıyorlar, çünkü inanmıyorlar/güvenmiyorlar. Bazıları da “Bu sıkıntılarımızın sebebinin Saray Rejimi’nin yanlış politikaları olduğunu biliyoruz” diyorlar ama korkudan yüksek sesle dile getiremiyorlar. Ne var ki korkunun da ecele faydası yok. Bu yüzden:

Gelin arkadaşlar; iş günü olarak 6 saat, sendikalı ve sigortalı çalışacağımız; sigorta primlerimizin gerçek maaşlarımızdan yatırılacağı, patronların değil de emekçilerin söz sahibi olduğu, taşeron olarak çalışmayacağımız, kreşi olan, sadece kadınlara değil erkeklere de doğum izni hakkı tanıyan, ücretlerin gerçek enflasyon oranlarında artırıldığı, zorunlu mesailerin olmadığı, mobbing kelimesinin anlamını unuttuğumuz, işten çıkartmaların yasak olduğu bir işyeri düşünelim! Hayal mi? Asla değil; biz yeter ki isteyelim ve diğer işçilerle birlik olalım, bu şartları oluşturmaya inanalım.

Tarih bir zamanlar işçiler için hayal olarak düşünülen asgari ücreti de, kıdem tazminatını da, ihbar tazminatını da, sendikal hakları da, çalışma saatlerini 45 saate düşürmeyi de, hamilelikte 6 ay ücretli (kamuda 1 yıl) izni de işçi mücadelesi sonucunda kazandığımızı yazıyor. Yeter ki isteyelim, birlikte kendi tarihimizi de yazarız…

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.