Sudan’da halk ayaklanması

Kuzey Afrika ülkesi Sudan 19 Aralık’tan bu yana kitlesel halk ayaklanmasına sahne oluyor. Kitle seferberliği, kendisini ortaya çıkaran koşullar, talepleri ve mücadele biçimleriyle 2011 yılında Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin neredeyse hepsinde seferberliklerin oluşmasına yol açan devrimci dalgaya benzerlik göstermekte.

Nüfusun neredeyse yarısının (20 milyon) yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede neoliberal politikalar kapsamında ekmek, buğday ve elektrikte devlet yardımları kaldırıldı. Buna ek olarak, yükselen enflasyonla halkın alım gücünün düşmesi kitleleri ekonomik koşullara karşı isyan ettirdi. Kitlelerin kendiliğinden seferberliğiyle, daha çok ekonomik talepler doğrultusunda başlayan ayaklanma kısa sürede ülkenin birçok kentine yayıldı.

Ülkede 30 yıldır hüküm süren baskıcı, soykırımcı Ömer el-Beşir diktatörlüğü, OHAL ilan ederek asker ve polis gücüyle eylemlere sert müdahalede bulunarak kitleleri geri çekilmeye zorlama yolunu seçti. Aradan geçen bir ayda, insan hakları örgütlerinin rakamlarına göre 40’a yakın ölü, 2000’i aşkın tutuklu bulunsa da bu tablo kitlelere geri adım attırmadı. Rejimin baskıcı uygulamalarını direkt olarak kendi üzerinde gören halk kitlelerinin talepleri ekonomik sınırını aşarak siyasi arenaya geçmiş bulunuyor.

Sudan’ın birçok kentinde devam eden eylemler rejim karşıtı bir karakter kazanmış durumda. “Özgürlük, barış ve adalet”, “Devrim halkın tercihidir” sloganları ile bölge genelinde birçok ülkede 2011 yılında diktatörlük rejimlerine karşı gelişen seferberliklerde bölge emekçilerinin ortaklaştığı “Halk rejimin yıkılmasını istiyor” sloganı da kitleler tarafından sahiplenilmekte.

Emekçi halkın seferberliği kendiliğinden bir şekilde başlasa da, eylemlerin ülkenin önemli bir bölümüne yayılması ve rejimin eylemlere karşı yoğun bir şiddet uygulaması, bu süreçte bağımsız sendikaları da harekete geçirdi. Özellikle Sudan Profesyoneller Birliği eylemlerin örgütlülüğünde önemli bir rol üstlenirken, Sudan Doktorlar Komitesi, Bağımsız Gazeteciler Sendikası ve Sudanlı Eczacılar Merkez Komitesi aldıkları grev kararlarıyla sokağa döküldüler. Yine Sudan solu ve Sudan Kadın Birliği ile diğer feminist gruplar emekçi halkın ayaklanmasına dahil olurken Beşir rejimi birçok sendikacı, feminist ve sosyalisti tutuklayarak kitle ayaklanmasına önderlik edebilecek alternatifleri de bastırma çabası içerisine girdi.

Farklı bölgesel çıkarları olsa da 2011 yılından bu yana Kuzey Afrika ve Ortadoğu sınıflar mücadelesini belirleyen devrimci seferberlikleri yolundan çıkartmak ya da ezmek temel hedefi olan bölge ülkeleri de Beşir rejiminin yanında konumlarını aldılar. Ülkesinde ayaklanmanın başlamasının ardından Şam’da diktatör Beşar Esad ile görüşen Beşir, bu hafta da Katar’a bir ziyarette bulundu. Yine bölge karşıdevriminin baş aktörlerinden İsrail, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan da Beşir diktatörlüğüne desteklerini sundular.

Mevcut tablo içerisinde, Beşir’in uyguladığı tüm baskı ve şiddet politikalarının karşısında kitleler, rejim yıkılana kadar geri adım atmayacakları vurgusunu yapıyor. Emperyalizm ve bölgenin gerici, karşıdevrimci ülkeleri Sudan’daki ayaklanmanın 2011 devrimci seferberliklerinin bir uzantısı olduğunun farkında olarak rejimin yanında tutum alıyor. Sudan burjuva muhalefeti ise ayaklanma karşısındaki utangaç tavrını sürdürerek net bir tutum almış değil.

Emekçi halkın ekonomik ve demokratik talepleri uğruna mücadelesinin ne yöne doğru evrileceğini belirleyecek en temel faktör ise seferberlik içerisindeki bağımsız sendikaların ve sosyalistlerin bu talepleri kesiştirecek bir mücadele programı etrafında iktidar alternatifi yaratabilmeleri. Devrimci enternasyonalistlerin ise bu çaba doğrultusunda Sudan halkının isyanıyla dayanışması gerekmekte.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.