“Tüketimden gelen gücümüz” mü?


Bu da sendika bürokrasisinin yeni icadı: “Emek Kart”. Türk Metal sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak sendikanın Eskişehir şubesinin genel kurulunda yaptığı konuşmada üyelerine “müjde” verdi: Bütün üyelerine “Emek Kart” dedikleri bir kart dağıtacaklarmış. Ve bu kart sayesinde, üyelerin anlaşmalı işyerlerinden yapacakları alışverişin belli bir oranı, ay sonunda kartlarına nakit olarak geri yüklenecekmiş. Bu da, bugüne kadar “üretimden gelen güçlerini” kullanan işçilere artık “tüketimden gelen güçlerini” kullanma imkânını sağlayacakmış.

Belki farkında değil ama işçilerle açıkça alay ediyor. Aslında dediği şu: “Biz sendika yönetimi olarak belirli işverenlerle ve onların şirketleriyle anlaştık. Siz onlardan bir miktar indirimli alışveriş yapıp onlara para kazandırın. Böylece hem fabrikanızda sömürülmüş olursunuz, hem de emeğinizin hiç de karşılığı olmayan üç beş kuruşluk ücretinizi de işverene kâr olarak iade edersiniz.” Aynen bu işte “emek kart” denen sistemin mantığı.

İşçi sınıfının tarihsel deyişi olan “üretimden gelen gücün kullanılması”, işçinin üretimi durdurarak (grev, direniş, işyeri işgali vb. aracılığıyla) işverene karşı mücadeleyi şiddetlendirmesi demektir. Peki, saçma ama diyelim ki işçi “tüketimden gelen gücünü” kullanmak isterse ne yapmalı o zaman? Tabii ki karşısında mücadele edilen işverenin ürünlerini boykot etmek, yani onun mallarını satın almamak olabilir.

Ama hayır, Pavluk’un önerisi ve kart sistemi o değil. Diyor ki, bizim anlaştığımız patronların mallarını bol bol alın. Yani fabrikanın dışında da onları zengin etmeye devam edin. Zaten bu, andığımız kongreye katılan, çıkıp kürsüden işçilere barış ve kardeşlik nutukları atan kişilerden belli: Hisarlar, Arçelik, Ford Otosan, Demirdöküm, Endel, Panel Radyatör, GKN, Demirer Kablo gibi bir dolu şirketin yöneticileri. Özetle, sendika bürokratlarının varabilecekleri yeni bir ihanet noktasıyla karşı karşıyayız.

Sendika bürokratlarının kapitalistlerle birlikte hazırladıkları bu planın gerçek anlamını göremeyen işçi kardeşlerimiz olabilir. Hatta bunu, sendikanın iyi bir “hizmeti” gibi telakki edenler de olabilir. Ama onlara ısrarla anlatmalıyız. Bu plan, fabrikasında işçiyi sömüren kapitalistin, onun eline tutuşturduğu ücreti de ona kendi mallarını satarak geri almasından ibarettir.

Eskiden bu sistemi işverenler işyerlerinde (özellikle yerleşim yerlerinin uzaklarındaki madenlerde) tüketim malları satış kooperatifleri gibi kuruluşlarla işletirlerdi. Şimdi belli ki bunu sendika bürokratları aracılığıyla daha geniş ölçekte ve “modern” yöntemlerle uygulamaya koyuyorlar.

Hayır. İşçilerin hayat pahalılığına, enflasyona ve geçim sıkıntısına karşı mücadelesinin yolu bu değildir. Asıl yapılması gereken, ücretlerin yoksulluk sınırının üzerine çekilmesi ve enflasyon oranında otomatik olarak artırılmasıdır. Yoksa indirimli satışlar, tanzim satış sistemleri, tüketici kredileri gibisinden sözde “halkçı” sistemler, esas itibarıyla kapitalist sömürüyü gizlemeye ve işçilerin ve emekçilerin elindeki avucundakini tekrar patronların kasalarına geri akıtmaya yönelik girişimlerden başka bir şey değildir.

Sendika bürokratları elbette işverenlerle el ele buna karşı çıkıyorlar. İşçilerin mücadelesini frenlemek ve saptırmak için her yöntemi kullanıyorlar. Onları aldatmak için “emek kart” gibisinden sadece işverenlere yarayan sistemler geliştiriyorlar.

Bu nedenle de biz ısrarla tekrar ediyoruz: İşverenlere karşı gerçek bir işçi sınıfı mücadelesi verebilmek için, sendikaların bu tip hain bürokratlardan temizlenmesi gerekiyor.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.