Gerçek “sıfır atık” felsefesi nedir?


Bitmeyen reklamlarla pazarlanan ürünler, her yerden fırlayan alışveriş merkezleri, tüketim çılgınlığı; hepsi çağımızın “hastalığı”. Satın aldığımız ürünlere gerçekten ihtiyacımız var mı?

Öncelikle ihtiyacı tanımlayarak başlayalım. İhtiyaç, bireyin tabi olabileceği bir yoksunluğun giderilmesi sürecinde gerekli addedilen mallar veya hizmetler olarak tanımlanabilir. Besin, sağlık, eğitim ve barınma gibi ihtiyaçlar gerçek ihtiyaçlarken, kapitalizmin tarihsel gelişiminde giderek artan üretkenliğin bir sonucu olarak istekler ihtiyaçlara dönüşmüştür. Reklamlarla metaların orijinal kullanım değeri ortadan kaldırıldıktan sonra, sıradan tüketim mallarına sevda, egzotizm, arzu, güzellik, doyum, paylaşım, bilimsel ilerleme, iyi hayat vb. imgeleri iliştiriliyor ve daha çok satın almaya, daha çok para harcamaya yöneltiliyoruz [1]. Fakat fütursuz tüketimimiz kapitalizme daha fazla kâr sağlamanın yanı sıra ekolojik yıkım, açlık, sefalet ve çevresel kirliliğe sebep olmakta. Şimdilerde dünyada bu eğilimi tersine çevirme iddiasında olan bir felsefe tartışılıyor: “Sıfır Atık”.

Sıfır atığın amacı, dairesel bir ekonomiye geçmek ve doğayı taklit etmektir; doğada çöp yoktur. Kaynakları yok etmek yerine, tüm kaynakların tamamen sisteme geri alınabileceği bir sistem oluşturulmaya çalışılmaktadır. Peki, bu felsefeye göre sadece geri dönüşüm yeterli mi? Cevap, hayır; çünkü işlenmesi gereken çok fazla atık var ve biz çok fazla tüketiyoruz. Örneğin plastiğin yalnızca %9’unu geri dönüştürebiliyoruz [2]. O zaman tüketimimizi azaltmaktan başka çaremiz yok. Peki, neler yapabiliriz? Bir malı satın almadan önce gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını (sahip olduğumuz, ödünç alabileceğimiz, ikinci el bulabileceğimiz bir malzeme mi?) sorgulayabilir, eğer almak zorunda isek ambalajsız, poşetsiz, doğada çözünebilir, geri dönüştürülebilir versiyonunu tercih edebiliriz. Elimizdeki ürünü çöpe atmadan önce geri dönüştürebiliyor muyuz, yeniden dönüştürebiliyor muyuz, ihtiyaç sahibine verebiliyor muyuz ya da yeniden kullanılmasını sağlayabiliyor muyuz sorularını sorabiliriz. İhtiyacımız olmayan mevcut malzemeler ile ihtiyacımız olan bir eşya üreterek ileri dönüşüm yapmaya çalışmak da bu felsefenin öğütleri arasında [3].

Türkiye’de 2017 yılında tanıtılan “Sıfır Atık Projesi”nin 2018-2023 yılları içerisinde stratejik planlamalar doğrultusunda gerçekleştirilmesi hedeflendiği açıklanmıştır. Bulduğu her boş araziye alışveriş merkezi dikerek sürekli tüketimi besleyen bu anlayışın sıfır atık felsefesini baştan yanlış anladığı apaçık ortadadır. Zaten projede ifade edilen eylemlerin yoğunlukla katı atık yönetimi ve geri dönüşüm boyutunda sınırlandırıldığı görülmektedir. Sürekli tüketimi teşvik eden mevcut kapitalist sistemde bireysel düzeyde tüketmeme çabası beyhude bir eylem gibi düşünülse de, üretim ve yeniden üretimin (yani atık yönetiminin de) yalnızca yerel boyutta değil; ulusal çapta, devletin finanse ettiği ve kârın değil, doğanın gözetildiği somut bir planlama etrafında yapılması gerekmektedir. Kapitalist ilişkiler etrafında ekolojik yıkımla gerçekçi bir mücadele mümkün olmasa da, mücadelemizde bu doğrultuda bilinçlenmek ve planlar geliştirmek için hemen harekete geçmemiz gerekiyor. Çünkü bu felsefenin kitlesel boyuta taşınması bir yandan kapitalizmin işleyişini sekteye uğratırken diğer yandan çevresel bir yok oluşun önüne geçilebilecektir.

1.           Yanıklar, C., Tüketim Kültürü, Kapitalizm ve İnsan İhtiyaçları Arasındaki İlişki Üzerine Bir Tartışma. Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2010. 1(34): p. 25-32.

2.           https://www.goingzerowaste.com/zero-waste-1

3.           https://minimalistgunluk.com/2018/03/06/atiksiz-yasam/

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.