Mahalle meclisleri


31 Mart yerel seçimleri geride kaldı. Sonuçlara ilişkin gazetemizin değerlendirmelerini sayfalarımızda okuyacaksınız. Bu sonuçların önümüzdeki haftalarda ve aylarda ne tür gelişmelere neden olacağını hep birlikte göreceğiz. Çok genel bir değerlendirme yapacak olursak iki noktaya değinmek gerekiyor. Birincisi, Tek Adam rejimi hükümeti, meclisi ve mahkemeleriyle birlikte yerinde duruyor; ikincisi ise, hep uyarageldiğimiz üzere rejim, patronların ihtiyaçları doğrultusunda işçi ve emekçi yığınlar üzerinde ekonomik, sosyal ve politik sert bir saldırıya geçecek. Buna hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Nasıl hazırlanılabilir? 31 Mart seçimleri öncesinde, pek çok il ve ilçede, beldede, düzen partilerinin dışında belediye başkanlıklarına ve meclislerine adaylığını koyan işçi ve emekçiler oldu. Bu bağımsız işçi adayların neredeyse ortaklaşa önerdikleri bir talep vardı: Belediyelerin emekçi halk tarafından ve onların sorunlarının çözümüne yönelik olarak yönetilmesi.

Buna yönelik olarak da hemen hepsi, “mahalle meclisleri” benzeri oluşumlar önerdiler ve halkın belediye yönetimine ve denetimine katılımını istediler. Öyle ki, seçime katılan resmi partilerden bazılarında bile, bazı adaylar bu tip öneriler ileri sürdüler.

Bu talep elbette işçi ve emekçilerin bir ihtiyacından kaynaklanıyor. Ülke düzeyinde rejim, yerellerde ise belediye yönetimleri, emekçi halk kitlelerinin katılımından ve kontrolünden o kadar uzak ve o denli patronlardan yana icraatlar yapıyorlar ki, işçi ve emekçi kitleler ancak beş yılda bir oy vermekle yetinmek zorunda kalıyorlar.

Halk bunun farkında ama bir yandan patron partilerinin, tabii bir yandan da dini cemaatlerin egemen olduğu bir politik dünyaya mahkûm edilmiş durumdalar. İşte bağımsız işçi adaylar bu kısır yapıdan kurtulabilmek için “mahalle meclisleri” veya “halkla birlikte yönetim” gibi şu an için resmi olmayan ama yönetimler üzerinde bir baskı mekanizması oluşturabilecek öneriler geliştiriyorlar.

Bu aslında, halk kitlelerine yönelik bir örgütlenme önerisi ve çağırısıdır. Bu öneri, sadece bu öneriyi yapanların işbaşında oldukları değil, patron partilerinin kazandıkları belediyelerde de kitleler tarafından uygulanabilecek ve uygulanması gereken bir çözüm. Gerçekleştirilebilir mi? Mümkün ama bir koşulla: Bu tip kitle seferberliği önerileri yapanların tek bir işçi-emekçi cephesinde toplanıp halka ciddi, kararlı ve birleşik bir önderlik sunabilmesi şartıyla.

Ama sadece belediyeler de değil. Rejimin yakın dönemde başlatacağı saldırılar, taşeronlaştırmayı ve esnek çalışmayı yaygınlaştırmaya; reel ücretleri düşürmeye; sendikalaşmayı daha sert şekilde frenlemeye; işten çıkarmaları kolaylaştırıp yaygınlaştırmaya; sosyal hakları kısıtlamaya; kıdem tazminatı ve benzeri hakları yok etmeye; ücretlerde kesintileri çoğaltmaya; vergileri ağırlaştırmaya yönelik olacak.

İşte bu ve benzeri başka saldırılara karşı işyerlerinden başlayıp emekçi mahallelerine kadar uzanacak işyeri komiteleri ve meclis örgütlenmeleri birer direnme, dayanışma ve haklar uğruna mücadele merkezleri haline gelebilir.

Şimdilik bu sadece bir öneri. Ama yarın hükümetin uygulamaları başladığında emekçi yığınların çaresizliğe mahkûm kalmamaları için şimdiden mücadeleci sınıf sendikaları ve tüm işçi ve emekçi örgütleri tarafından düşünülmesi ve hayata geçirilebilmesi için hazırlıkların yapılması gereken bir zorunluluktur.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.