31 Mart: AKP’nin “tarihsel” yenilgisi

İşçinin sorununu işçi çözmeli!

Erdoğan-AKP 25 yıl önce kazandığı ve aralıksız yönettiği Ankara ve İstanbul’u kaybetti. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin kesin olmayan sonuçlarına göre AKP 6 büyükşehir belediyesi, 8 il ve 73 ilçe belediyesini yitirdi. Erdoğan’ın bardağın dolu yanını göstermek için sarf ettiği tüm çabalara rağmen AKP tarihsel bir yenilgi almış oldu.

AKP belediyeciliği ekonomik krizin etkileri, baskı, kayırmacılık ve yolsuzluğun yarattığı yoğun hoşnutsuzluklara ek olarak Erdoğan yönetimindeki başkanlık sisteminin hiçbir sorunu çözememesi sonucu yenilgiye uğradı. AKP’nin aldığı bu tarihsel yenilginin her şeye rağmen nihai bir yenilgi olmamasının sebepleri ise oldukça açık: İşçi sınıfının örgütsüzlüğü ve burjuva muhalefetin Erdoğan’ın sistemine bir alternatif geliştirememesi Erdoğan iktidarının devam etmesine sebep olmaktadır.

AKP’nin bu yenilgisi, “AKP sandıkta yenilmez, ‘faşizm’ oyla geri çekilmez, sandıkta yenilseler dahi belediyeleri bırakmazlar” diyenlerin argümanlarını da alt üst etmiştir. Türkiye solunun kimi kesimlerinin, sandıkta yenilgiye uğratamayacağını ifade ettikleri bir iktidarın sandıkta geriletilebileceğine dair inanç duyup düzen partilerine oy çağrısında bulunmaları çelişkisini açıklamayı ise kendilerine bırakıyoruz. Günün sonunda belirleyici olan finans kapitalin ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlar çevresinde konumlanan devlet bürokrasisinin tavrı olmuştur. İstanbul sonuçlarının ertesi güne kadar resmileşmemesi ve Erdoğan’ın muhalefete İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra 6 büyük şehir, 3 il, 17 de ilçeyi patırtısız teslim etmesi ancak bununla açıklanabilir.

Tek adam, tek başına yönetemiyor

AKP’nin seçimlere tek başına girmeyi göze alamayıp (seçim sonuçlarına göre) MHP’ye 4 il, 36 da ilçe belediyesinin rantını bırakmak zorunda kalması dahi yeni rejimin AKP tarafından tek başına yönetilemediğini, Erdoğan’ın her şeyi tekeline almayı başarmayı bir yana bırakalım, elindekini dahi iki yıl öncesine kadar düşman olduğu kimselerle paylaşmak durumunda kaldığını göstermektedir.

Erdoğan’ın müttefiki Bahçeli ise, İstanbul ve Ankara’nın gitmesinin düşünülemeyeceğini, %52’nin altında oy alınmasının korkunç olacağını ifade etmesine rağmen seçim sonuçlarını olgunlukla karşılaması da hem ekonomideki sıkışıklık hem de ittifakın kaymağını partisinin yemesi ile açıklanabilir.

Kürt illerinde seçimlerin antidemokratik yönü gözler önüne serilmiştir

31 Mart seçimleri Kürt illerinde tek adam rejiminin baskıcı yönünü açık şekilde ortaya koymuştur. Gözlemcilerin Şırnak’ta kolluk güçlerinin binlerce sayıda oyu sandığa yerleştirdiğine ve oy kullananları engellediğine dair ifadelerinin yetkililerce yalanlanmaması sorunun ciddiyetini göstermektedir. Kayyum atanan belediyelerin mali kaynakları ciddi şekilde artırılmasına ve seçim sürecinde hem kayyum hem de devletin tüm olanaklarının AKP lehine kullanılmasına rağmen HDP 8 ili yeniden kazanabildi.

Öte yandan, Kürt illerinde sandığa gidişin azalması ve kaybedilen belediyeler yalnızca HDP’nin maruz kaldığı baskılar ile açıklanamaz. Bugüne değin emekten yana, sosyal bir belediyecilik örneği sunamamış olması HDP’nin zaaflarından biri olarak Kürt halkının önünde durmaktadır.

CHP ve İYİ Parti Tek Adam rejimini tanımıştır

31 Mart seçimleri başlangıçta Tek Adam rejiminin sorgulanması dinamiğini taşıyordu. Ancak MHP’nin AKP’ye desteğinin hemen ardından Millet İttifakı’nın da Tek Adam rejimini sorgulatacak her türden dinamiği bastırması Millet İttifakı’nın Tek Adam rejimini tanıdığı anlamına gelmektedir.

Mansur Yavaş, Ankara’daki zafer ilanında seçim sürecindeki antidemokratik uygulamalara dair somut tek bir söz söylemeksizin “Ankara’da kaybeden Özhaseki’dir, tüm partiler kazanmıştır” diyerek AKP’yi ve Tek Adam rejimini de kazananların yanına yazmak istediğini dolaylı olarak ifade etmiştir.

Millet İttifakı’nın kazandığı belediyeler işçi ve emekçilerin acil sorunlarına dair bir ileri adım anlamına gelecek hiçbir şey vaat etmemektedir. Daha 24 Haziran seçimlerinden önce asgari ücretin 2200 TL olması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bugün %20’yi aşan, gıdada ise %40’a varan enflasyona rağmen CHP belediyelerinde maaşların 2200 TL’ye çekileceğini ifade ediyor. Emekçilerin CHP’ye yönelmesinin tek kazancı yalnızca 180 TL midir? AKP belediyeciliğinin yolsuzlukları Sayıştay raporları ve belediye çalışanlarının ifadesi ile belgelenmiştir. Peki, Millet ittifakı bu yolsuzlukların üzerine gidecek midir?

AKP’nin patronlardan yana ekonomi uygulamaları ve yerel yönetim kavrayışına karşı çıkıp Millet İttifakı’na oy veren kitleler ise temel taleplerine sahip çıkmayı sürdürmelidirler. Rant için değil, halk için belediyecilik, antidemokratik uygulamalara karşı mücadele etmek ve şeffaf bir yönetim sağlamak için oy verdikleri partileri denetleyip oylarının karşılığını talep etmelidirler. İmamoğlu, Yavaş ve daha niceleri zaferlerini oyların çalınmasına engel olup, iktidarı ayak oyunları yapmaktan geri durduran kitlelere borçludur. Gerçek zafer kitlelerindir. O halde kitler sadece sandıkları değil, taleplerini ve belediyelerini de terk etmemelidirler.

İşçi sınıfında durum

İşçi sınıfı 31 Mart yerel seçimlerine maalesef ki önderliksiz, zayıf ve parçalanmış olarak girdi. Bunun seçim sonuçlarına doğrudan yansıması da sanayi işçilerinin yaşadığı Kocaeli, Zonguldak, Manisa gibi şehirler ve ilçelerinde sağın oylarının ufak kaymalar ile birlikte geçen seçimlerle yakın oranda kalması, sosyal taleplerin yükselememesi oldu. Adana, Antalya, Kırşehir, Artvin gibi şehirlerde işçi ve yoksul kitlelerin AKP’den uzaklaşmasının buradaki işçi ve emekçilerin bilincinde neye tekabül ettiğini de önümüzdeki süreç gösterecek.

CHP’ye destek sağlayan sol şu andan itibaren CHP’nin yapacağı tüm işçi düşmanı politikaların sorumluluğuna ortak olmuştur. Bu sebeple CHP’ye oy çağrısında bulunan tüm sosyalistlerin CHP’li belediyeleri sıkı bir takip ve denetlemeye alması gerekmekte, belediyelerde işçi denetiminin kurulması için tüm patronlardan bağımsız bir işçi birliğinden yana adımlar atması gerekmektedir.

İşçi sınıfının örgütleri de AKP’ye karşı düzen partilerini işaret etti. Esas görevi işçileri patronlardan bağımsızlaştırmak olması gereken sendikaların işçileri patron partilerine yönlendirmeleri yanlışının şimdilik üzerinden atlayalım. Nasıl ki Millet İttifakı’na destek açıklayan sol, Millet İttifakı belediyelerinin işçilere karşı işleyecekleri suçta sorumlulukları bulunacaksa işçi sendikalarının da böyle bir sorumluluğu bulunmaktadır. Şimdi meslek örgütleri ve sendikalar destek çağrısında bulundukları adaylara giderek ekolojik yıkıma karşı ve işçi sınıfından yana tedbirlerin alınabilmesi için programlar sunup denetlemelere girişmelidirler. Meslek örgütü ve sendikalar bu adaylara karşı seferber olup varlık sebebi olan hakların garanti altına alınması için mücadelelerini sürdürmelidirler.

Önümüzdeki süreçte ekonomik krizin etkileri derinleşecek ve Erdoğan’ın da ifade ettiği üzere ağır bir ekonomi paketi uygulamaya sokulacak. Doların düşmesi için alınan ciddi risklerin sonuçları belirginleşecek. Batı ile gerginleşen ilişkileri telafi etmek için Erdoğan yönetimi işçi sınıfına kestiği faturayı ağırlaştıracak. Sonuç olarak da tüm bu uygulamaların hayata geçebilmesi için rejimin baskıcı ve antidemokratik uygulamalarını artıracağını kolaylıkla öngörebiliriz.

AKP’nin tarihsel yenilgisinin somut kazanımlarla takip edilebilmesi için bağımsız bir işçi cephesini örüp güçlendirmemiz gerekmektedir.

Patronlardan bağımsız, tüm sola çağrıda bulunarak yola çıkan Manisa Şehzadeler Belediye Başkan Adayımız Mehmet Nuri Koç yoldaşımızın sloganında dediği gibi: İşçinin sorununu ancak işçi çözebilir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.