“Arap Baharı” yeniden çiçekleniyor (mu)?

2011’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kitlesel devrimci ayaklanmalar tüm bölgeyi yerinden oynatmıştı. Şimdilerde ise Sudan, Cezayir ve Fas’ta yeni seferberlikler var.

“Arap Baharı” olarak adlandırılan, ama bölgedeki her etnik ve dini kökenli emekçi kitlelerin diktatörlük rejimlerine karşı ayaklandığı 2011 devrimci süreci, Tunus ve Mısır’da diktatörlükleri devirerek önemli bir başarıya ulaşmıştı. Bu devrimci yayılmaya yanıt olarak bölge rejimleri ve emperyalizm derhal “iç savaş” yöntemlerine başvurarak seferberlikleri ezmeye çalıştılar. Libya, Yemen ve Suriye kanlı çatışmaların içine sürüklendi. Bahreyn’deki isyan Suudi tanklarıyla ezildi. Ardından Mısır’da emperyalizmin desteğindeki bir darbeyle ordu iktidara el koydu, diktatörlük rejimine geri dönüşün yolu açıldı.

Özellikle Suriye’deki devrimci kalkışmanın bastırılması, sadece bölge güçleri (Türkiye, İran, Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır) için değil, ABD emperyalizmi ile Rus yayılmacılığı açısından da çok önemliydi. Her ülke kendi ulusal çıkarlarını dayatabilmek için Suriye’yi paramparça etti, Şeriatçı güçleri harekete geçirdi, bir yandan da Esad’ın diktatörlük rejiminin ayakta kalmasını sağladı. Bütün bu gerici güçlerin saldırısı altında devrimci süreç bastırılmak istendi. Bölgedeki tüm diğer halklara korku verici bir örnek olsun istediler.

Ama belli ki, bölge emekçileri “artık bıçak kemiğe dayandı, bu böyle devam edemez” diyerek baskı ve sömürü rejimlerine kafa tutmaya devam ediyorlar. Sudan’da halk, otuz yıldan beri iktidara çöreklenmiş olan soykırım suçlusu diktatör Ömer el-Beşir’e karşı Aralık ayından beri isyan halinde. Hayat pahalılığına karşı başlayan mücadeleler kısa zamanda rejim ve hükümet karşıtı gösterilere dönüştü. Mücadelelerin sözcüleri, “Beşir ve hükümet derhal çekilmeli! Demokratik bir rejim kurulmalı!” diyorlar. Diktatör ise istifa etmeyeceğini söyleyerek hükümeti ve parlamentoyu lağvetti ve bir yıl boyunca sürecek bir “özel hal” ilan etti. Yani kitleleri askeri diktatörlük yoluyla bastırmaya yöneldi.

Cezayir halkı da isyan halinde. 1999’da bir darbeyle iktidara gelen ama artık eli ayağı tutmaz, zihni işlemez hale gelmiş olan 82 yaşındaki diktatör Abdülaziz Buteflika 5. kez başkanlığa adaylığını koyunca kitleler “Yeter artık!” diyerek ayaklandılar. Tabii Buteflika başkanlık yapacak durumda değil, ama asker-polis rejiminin sembolü olduğundan, bölgede Mısır’dan sonra en güçlü orduya sahip olan generaller onu destekliyordu. “Buteflika defol!”, “Baskı rejimine son!” sloganları yüz binlerce insanı sürekli bir seferberliğe itince, diktatör adaylığından vazgeçmek zorunda kaldı. Ama bu kez de generaller rejimi koruyabilmek için, 18 Nisan’da yapılması gereken seçimleri belirsiz bir süreliğine ertelediler. Çünkü emekçi halktan korkuyorlar.

Bütün bir “Arap Baharı” boyunca görece sakin görünen Fas’ta da kitleler sokakta. En başta da öğretmenler ve profesörler. Krallık rejimi devlet memurluğu yasasını değiştirip öğretmenleri güvencesiz sözleşmeli hale getirmeye kalkınca on binler sokaklara dökülüp greve çıktılar. Onları öğrenciler de destekliyor. Hareketin emekçi yığınların tümüne yayılmasından ürken hükümet şimdilik memur temsilcileriyle görüşerek “barışçıl” bir çıkış arama çabasında.

Kısacası Ortadoğu ve Kuzey Avrupa’da emekçi kitleler baskıcı, emperyalizm uşağı krallık ve asker-polis diktatörlüklerine karşı isyanlarını tazeleme yolundalar. Bunun 2011’dekine benzer bir yaygın devrimci süreci yeniden başlatıp başlatmayacağını yakında göreceğiz. Bu mücadelelerden çıkaracağımız çok dersler var. Bunların başında da halkın kendi gücünün farkında olması ve asla kendi geleceğinden umudunu kesmemesi gerektiği geliyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.