Seçimlerde sendikaların tutumu

İşçi sınıfının içindeki politik eğilimler açısından daha ayrıntılı incelemeleri daha sonraya bırakalım. Ama 31 Mart yerel seçimlerinin göze batan rakamlarından hareketle bazı genel sonuçlara varabiliriz. Bunların başında, bazı önemli sanayi havzalarında, örneğin Ankara, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bursa, Mersin, Hatay, Gaziantep gibi illerde Cumhur İttifakı’nın (AKP+MHP) önemli oy kayıplarına uğramış olması geliyor. Hatta bu illerin bazılarında büyükşehir belediye başkanlığını CHP ele geçirmiş, bazılarında ise bunu az farkla kaçırmış durumda

Bu güzel bir gelişme ama bu durum işçi sınıfının içinde, emekçilerin ekonomik, sosyal ve sendikal haklarına saldıran Tek Adam rejiminden ve onun gerici ideolojisinden kopma eğiliminin bulunduğu anlamına gelir mi? Henüz tam olarak değil. Çünkü, birincisi, Millet İttifakı’ndaki (CHP+İYİ Parti) bu oy artışları daha ziyade kentlerin merkezlerinde gerçekleşti; sanayi işçileri ise çoğunlukla bu kentlerin dış kesimlerinde iskân ediyorlar. İkincisi, Millet İttifakı seçimlere Tek Adam rejimine karşı değil, “onunla bir arada yaşama” anlayışıyla girdi. Bu ittifak partilerinin rejime yönelik uzlaşmacı söylemleri bunun kanıtı oldu. Ve üçüncüsü, işçiler arasında AKP ve MHP ideolojilerinden kopuşları bazı önemli işçi örgütlerinde, örneğin başta sendikalarda yansımasını bulmalı. Şu an henüz öyle bir gelişmeye rastlamıyoruz.

Bu durum kendini sendikaların, daha doğrusu sendika bürokratlarının seçimlerde aldıkları tutumlarda açığa vuruyor. Bugün her ne kadar işçi sınıfının ancak yüzde 10’luk bir kesimini kapsıyor olsa da sendikaların tutumları genel işçi kitlesinin politik eğilimlerini belli ettiği gibi bunun üzerinde etkili de oluyor.

Örneğin, 600 bin kadar üyesiyle ülkedeki ikinci büyük sendika konfederasyonu olan Hak-İş, açıkça AKP’yi destekliyor ve iktidarın tüm işçi karşıtı girişimlerinin yanında yer alıyor. Bu sendikanın genel başkanı Mahmut Arslan, “Kandil’deki terörist başlarının yerel seçimlere nasıl müdahale ettiğini açıkça görmemiz tesadüf değil. Yerel seçimleri yerel seçimin ötesine taşıyan anlayışlara karşı biz milletin yanında saf tutmaya kararlıyız” diyerek, Cumhur İttifakı’nın kendisine oy vermeyen herkesi “terörist” kabul etme anlayışını onaylamaktan çekinmedi. Tabii bu arada Cumhurbaşkanı da seçimlerden sonra Hak-İş’ten istifa edenleri “dönekler” olarak tanımladı ve sendika yöneticilerine “hükümet olarak yanlarında olacakları” sözünü verdi.

Bir milyona yakın üyeye sahip Türk-İş yönetimi ise daha “mutedil”, “tarafsız” gibi görünmeye çalıştı. Konfederasyon Başkanı Ergün Atalay, seçimlerden toplum olarak yorulduklarını ileri sürdü ve “İnşallah bu son olur. Önümüzde dört senenin üzerinde bir zaman var. Ben özellikle yarın sabahtan itibaren, bütün siyasilerin, seçilenlerle ilgili hepsini kucaklamalarını, ‘hayırlı olsun’ demelerini bekliyorum” diyerek bir anlamda Tek Adam rejimi içinde “istikrarı” savundu. Tabii onun bu tavrı, bir yandan hükümetin kriz bahanesiyle emekçilere saldırma programı karşısında patronlarla uzlaşma anlayışının bir nişanesi oldu. Ama öbür yandan da Türk Metal gibi açıktan gerici ve faşizan sendika bürokratlarının Cumhur İttifakı için yaptıkları çalışmaları perdeleme amacını taşıyordu.

160 bin kadar üyeyle üçüncü sırada gelen DİSK yönetimi ise başından itibaren Cumhur İttifakı ve Tek Parti rejimi karşısında yer aldı. İşçi ve emekçi yığınların ücret, işsizlik, enflasyon, sosyal haklar ve sendikalaşma konularında yaşadıkları sorunlara ilişkin talepleri dile getirdi. Ne var ki, bu tutum, rejimle “barışmayı” savunan CHP ve İYİ Parti’yi dolaylı olarak destekleme mesajının ötesine geçemedi. Oysa önemli olan, işçi ve emekçi yığınların patron partilerinden bağımsız bir politik alternatifini geliştirebilmekti. DİSK bu görevden ısrarla uzakta durdu. DİSK’in başını çektiği platformlarda Gazete Nisan olarak ısrarla bu talepte bulunmamıza karşın sendika yöneticilerince bu önerimiz reddedildi.

Şimdi önümüzde Tek Adam ve Tek Parti rejimince planlanan bir saldırı süreci bulunuyor. Ve önümüzdeki görev, bu saldırıya karşı işçi ve emekçi yığınların direniş ve karşı mücadele birliğini sağlamak ve yeni politik alternatifinin geliştirilmesi yolundaki çalışmalarımızı yoğunlaştırmaktır. Bu çalışmanın en önemli ayaklarından birisi de sınıfın önünde engel oluşturan sendika bürokratlarına karşı mücadeleci bir işçi hareketi oluşturabilmektir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.