Tek yol, işçi ve emekçiden yana bir seçenek yaratmak!

24 Haziran seçimleri sonucunda yeni rejimin kurumsallaştığını ifade etmiştik. Ancak 31 Mart yerel seçimleri gösterdi ki kurumsallaşmasını resmi olarak tamamlayan rejim konsolidasyonunu sağlayabilmiş değil. Oy oranını yüksek oranda muhafaza etse de, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde yaşadığı kayıp hem AKP’nin 17 yıllık iktidarı adına tarihsel bir yenilgiye işaret ediyor, hem de rejimin konsolidasyonunun mevcut koşullarda çok da kolay olmayacağını ortaya koyuyor.

Bunun en önemli sebebi, içinde bulunduğumuz ve gittikçe derinleşen ekonomik kriz. Çünkü krizin etkileri, kitlelerin mevcut yönetime karşı hoşnutsuzluğunu artırırken, doğrudan yeni rejimle özdeşleşmiş iktidarın politikalarının da sorgulanmasına sebep oluyor. İşte bu koşullar altında ve emekten yana örgütlü bir alternatifin eksikliği sonucunda Cumhur İttifakı karşısına çıkan Millet İttifakı, mevcut iktidarın antidemokratik yöntemlerine ve yoksulluk politikalarına karşı kitleler için bir seçim alternatifi olarak görüldü. Üstelik solun bir kesimi de “AKP’nin geriletilmesi”, “demokrasi adına mevzi kazanılması” gibi gerekçelerle bu ittifakı destekledi. Sonuç olarak, HDP’nin de desteği ile kitleler Cumhur İttifakı karşısında Millet İttifakı’nı oyladı.

Ancak Cumhur İttifakı’nın yekpare söylem ve tutumu karşısında çok parçalı ve tüm motivasyonunu AKP karşıtlığından alan bu seçim ittifakı, yeni rejime dönük eleştiriyi merkezine alan ortak bir program ve anlayıştan yoksun. Öyle ki Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine bir başka aday, AKP’nin yerine de bir başka parti gelse, ortada rejimin kendisiyle ilgili bir sorun kalmayacakmış gibi rejimle uzlaşmacı, hatta onu normalleştirmeye dönük bir politika izliyor ve emekçiler için kalıcı bir değişim ve çözüm vaat etmiyor.

Bu noktada, AKP’ye tarihsel bir yenilgi yaşatmış kitlelerin somut kazanımlar elde edebilmeleri, Cumhur İttifakı karşısındaki mevzilerini genişletebilmeleri için emekten yana bir alternatifin acil olarak örülmesi gerekiyor. Ardımızda bıraktığımız seçim sürecinin en önemli ve belirleyici eksikliği, sosyalist sol içinde işçi sınıfının bağımsız politikalarına dayalı böyle bir ortak tutumun geliştirilememiş olmasıdır. Bu aynı zamanda önümüzdeki dönem için de en yakıcı gündem olmaya devam ediyor.

Hem TÜSİAD’ın hem de Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleri önümüzdeki dönem reform adı altında sunulacak yeni ekonomi paketlerine işaret ediyor. Bunun, emekçi kitlelere dönük yeni ekonomik, sosyal ve politik saldırılar anlamına geldiğini; bunlar uygulandığı takdirde yoksulluğun ve işsizliğin çok daha ağır boyutlara varacağını biliyoruz.

Peki, durdurabilir miyiz?

Durdurabiliriz ancak bunun tek koşulu, ekonomik krize ve rejimin antidemokratik uygulamalarına karşı emekçiden, kadından ve gençlikten yana bir program ve birleşik mücadele hattında ısrar etmek.

Bu hat, başta Ankara ve İstanbul’da olmak üzere kitlelerin hayat pahalılığı karşısında ve barınma, gıda, ulaşım gibi temel konularda yerel yönetimlerden talep ettikleri tedbirlerin hayata geçmesinin de olmazsa olmaz koşulu konumunda.

Önümüzdeki 1 Mayıs bu açıdan büyük önem taşıyor. Sendikaların, sınıf eksenli partilerin ve diğer emekçi örgütlerin ortak tavrı ile 1 Mayıs mücadele gününü, yeni bir işçi-emekçi seçeneğinin yaratılması için bir adıma dönüştürebiliriz. Hayat pahalılığına ve işsizliğe karşı mücadeleyi merkezine alan, işyerlerinde ve mahallelerde bu mücadeleyi yaygınlaştırmanın araçlarını yaratan böylesi bir sınıf seferberliği, mevcut koşulları işçiler ve emekçiler lehine çevirebilmenin tek yoludur. Ne daha kestirme ne de daha kolay bir yol var!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.