Yerel seçimler: Kadınlar burada, partiler nerede?


31 Mart yerel seçimlerinden sonra kadınların yerel yönetimlerde temsiliyet düzeylerine baktığımızda çok açık bir politik tercihle karşılaşıyoruz: Partiler kadınları aday olarak göstermekten imtina ediyor ve kadınlar, çoğunlukla seçilme şanslarının az olduğu ilçelerde aday olabiliyorlar. Rakamlarla konuşacak olursak, Türkiye genelinde partilerin gösterdiği toplam 8263 belediye başkan adayının sadece 652’si, yani yüzde 7,89’u kadındı. AKP 77 ilde sadece 25 kadını (yüzde 2) aday gösterdi. CHP’nin 57 ilde açıkladığı 904 belediye başkan adayının 44 tanesi, yani yüzde 4,8’i kadındı. Seçim sonuçlarına baktığımızda ise, Türkiye toplamında 81 ilde sadece 5 şehrin belediye başkanı kadınlar olabildi.

Bu elbette açık bir politik tercih. Temiz içme suyundan yeşil alanlara, yaşlı ve çocukların bakımından çöplerin toplanmasına kadar birçok belediye hizmetinin kadınların yaşam alanları ile daha fazla kesişmesine rağmen, kadınlara bu alanlarda söz ve yetki verilmek istenmemektedir. Zira söz konusu yerel yönetimler olunca; rant imkânları, adam kayırmacılığı ve bilumum kirli ilişkilerle “sağlam kişilere” emanet edilmektedir. Oysa yerel yönetimlerin kadınların hayatını kolaylaştıracak, toplumsal eşitsizlikten kaynaklanan dezavantajlı konumlarını iyileştirebilecek birçok yetkisi vardır. Örneğin yasalara göre belediyelerin açması gereken nitelikli ve güvenli sığınma evleri belediyelerin icraat gündemine bile alınmamaktadır. Bununla birlikte, her mahalleye ücretsiz ve nitelikli kreşler açmak, kadınların toplumsal hayatta güçlenmelerini sağlayacaktır. Yine yaşlı bakımını sağlamak, kolaylaştırmak kamusal bir hizmettir ve belediyeler buna kaynak ayırmamaktadır. Oysa kaynak vardır ve görünen o ki; milyonlarca lira çarçur edilmektedir! Bu kaynakların emekçilerin ve kadınların yararına kullanılması da politik bir tercihtir.

Bu koşullara rağmen 31 Mart seçimlerinde pek çok feminist, sol/sosyalist kadın, birilerinin kendilerini aday göstermesini beklemeden yönetmeye talip oldular; ilçelerde ve özellikle muhtarlıklarda adaylıklarını açıkladılar. Örneğin, Kadıköy’de sadece dokuz mahallede erkekler muhtar seçilirken 12 mahalleyi kadın muhtarlar kazandı. Bayburt’ta, Batman’da, Antalya Kumluca’da, Bursa İnegöl’de ve daha birçok mahallede ilk kez kadın muhtarların seçildiğini gördük. Manisa’da kadın muhtar adaylar Kadın Meclisleri üzerinden birlikte seçim faaliyeti yürüttüler. Mahalle düzeyinde kadının adının artık daha güçlü çıktığını söyleyebiliriz.

Şüphesiz biz kadınların seçim süreçlerine dahil olması otomatik olarak kadınların lehine bir siyaset üretmiyor: Ancak eşitsizlik, sömürü ve baskı koşullarını gündemine alan, kaynaklarını patronlara değil emekçilere ve kadınlara açan bir politik program kadınları gerçek anlamda güçlendirebilir. Bu nedenle kadınlar yerel seçimlerde, sokakta, okulda, toplumsal hayatta her gün yaptıkları gibi eşit bir biçimde var olabilmenin, adil bir hayatı birlikte örgütleyebilecek alanı açmanın mücadelesini verdiler. Ve “doğaları gereği” değil ancak bilinçli, örgütlü bir güçle ve politik bir tercihle harekete geçtiler. Çünkü onları eşitsiz ve baskıcı bir hayata mahkûm eden erkek egemen siyasetin ve mevcut rejimin değişmesi için daha fazla sebepleri var.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.