Sera gazı emisyonu rekor kırıyor!

İklim değişikliği; sıcaklıkların yükselmesi, yağış döngülerinin değişmesi, buzulların erimesi ve tüm dünyada ortalama deniz seviyesinin yükselmesi ile şu anda meydana geliyor. Küresel iklim değişikliğinin ana sebebi “sera” etkisi ve küresel ısınmadır. Doğal olarak oluşan sera etkisi, atmosferdeki bir dizi gazın, dünya yüzeyinden yayılan ısıyı emmesi ve bu ısının uzaya yayılması yerine atmosferi ısıtması ile meydana gelir. Bu gazlar arasında su buharı, karbondioksit (CO2), metan (CH4), azot oksit (N20) ve ozon (O3) bulunur. Metan, dünya atmosferinin sadece %0,00017’sini oluşturur. Ancak, karbondioksitten çok daha fazla ısınma potansiyeli olan önemli bir sera gazıdır ve 8 ila 12 yıl arasında atmosferde kalır. Ancak bu doğal sürece ek olarak doğal olmayan insan aktiviteleri ek sera gazı emisyonları üretir. Fosil yakıtların (kömür, petrol ve gaz) elektrik üretimi, ulaşım, endüstri ve evlerde kullanılmak üzere yakılması (CO2); tarım (CH4) ve ormansızlaşma (CO2) gibi arazi kullanımı değişiklikleri; atıkların araziye doldurulması (CH4); endüstriyel florlu gazların kullanımı gibi insan aktiviteleri son 150 yıldaki sera gazı emisyonlarının, dolayısı ile iklim değişikliğinin en büyük sorumlusudur.

Bu gidişata dur demek için Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) üye olan ülkeler, sanayi öncesi dönemlerinden bu yana devam etmekte olan küresel ortalama sıcaklık artışını 2°C’nin altına düşürmeyi kabul ettiler. Bu yüzyılın sonunda karbonsuz yaşama geçmeden önce, 1990 yılının seviyesiyle karşılaştırıldığında, küresel emisyonların 2050 yılına dek %50 oranında azaltılması hedeflenmekteydi. Fakat Ulusal Enerji Ajansı’nın yayımladığı rapora göre 2018 yılında artan enerji talebine bağlı olarak küresel enerji kaynaklı CO2 emisyonları %1,7 artarak tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Çin, Hindistan ve ABD, emisyonlardaki bu net artışın %85’ini oluşturmakta. Türkiye’de de durum pek iç açıcı değil. CO2 eşdeğeri olarak 2017 yılı toplam sera gazı emisyonu 1990 yılına göre %140 artış gösterdi. 1990 yılında kişi başı CO2 eşdeğer emisyonu 4 ton/kişi olarak hesaplanırken, bu değer 2017 yılında 6,6 ton/kişi olarak hesaplandı.

Bu sonuçlar gösteriyor ki, Paris İklim Zirvesi ve diğer girişimler “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla sürüyor ve pek yaptırımları da yok. Emisyonun özellikle Hindistan, Çin ve ABD’de artıyor oluşu bunun göstergesi, çünkü kârlılık düşerse bu ülkeler batar. Kârlılığı da ancak en ucuz enerji ile sağlayabilirler. Hatta bu tip zirveler ve mutabakatlar amacından saparak ülkelerin birbirleri ile rekabet kozu olarak da kullanılıyor (üretimi azaltmaları yönünde). İyi niyetli olan katılımcılar ise kapitalizmi ortadan kaldıramayacaklarına göre, seyirci kalmak durumunda oluyorlar.

Peki, ne yapılabilir? Ülkemizde enerji ihtiyacını karşılamak için sadece ishale hatları yenilenirse verimlilik %100 kadar artabilir. Türkiye’de ve tüm dünyada ise kirletici endüstriler katı bir planlama ve denetime tabi tutulmalıdır. Enerji talebinin fosil yakıtla değil temiz enerji (güneş, rüzgâr) kaynakları ile karşılanması devlet tarafından teşvik edilmelidir. En büyük metan gazı emisyonu kaynaklarından biri olan endüstriyel hayvancılık uygulamalarına sınırlama getirilerek doğal alanların yok edildiği projeleri içeren çevre politikalarından vazgeçilmedir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.