Tarihte bu ay: İsrail’in kurulduğu Nakba (Felaket) günü


14 Mayıs 1948 tarihinde, Ortadoğu’da, tarihsel Filistin topraklarında, İngiliz emperyalizminin politik, askeri ve diplomatik destekleri eşliğinde bir işgal devleti kuruldu. Bu devlet, Arjantinli Troçkist Nahuel Moreno’nun belirttiği üzere, bir Nazi devletiydi, bir Apartheid rejimiydi. Zira bu devlet, Filistin ile orada yaşayanları sömürgeleştirmeyi, Filistinlilerin yurttaşlık haklarından mahrum bırakılmasını ve bu halkın sistematik olarak katledilmesini öngörüyordu. Filistinliler İsrail’in kurulduğu bugüne, “felaket” anlamına gelen El Nakba dediler.

Bu karşıdevrimci proje, emperyalizm tarafından adım adım örüldü. ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) delegasyonu, Haiti ve Filipinler benzeri küçük ülkeler üzerinde baskı kurdu ve onlara rüşvet vererek, İsrail’i desteklemelerini istedi. Yine ABD, İsrail’e para ve malzeme akışına izin verdi. Başlangıçta Stalin’in de desteklediği İsrail, Çekoslovakya silahları alıp onları kullanma olanağı buldu. Bu sırada İngiliz ordusu, Filistin’in doğusu boyunca Arap köylerini zapt etti ve boşalttı. Böylece yeni işgalci devlete Kudüs yolu da açılmış oldu.

Buna rağmen Filistin halkı bölgede ciddi bir direniş sergiledi. Filistinli silahlı direniş grupları, Yukarı Galile’deki Dan ve Kfar Szold Siyonist kolonilerini kuşatmıştı. 9 Ocak 1948’de emperyalist İngiliz ordusu bu kolonilerin yardımına koştu. Siyonistlerin kontrolündeki Kudüs askeri bir yenilginin kıyısındayken, BM’nin Haziran 1948’de dayattığı ateşkes, Filistinlileri silahsızlandırdı.

Sömürgeci ve soykırımcı İsrail devleti, bu uğraşlar sonucunda var edilebildi. Gabriel Baer, Ekim 1949’da Dördüncü Enternasyonal’e sunduğu bir raporda, mevcut gelişmeleri aşağıdaki gibi tarif ediyordu:

Anglo-Amerikan emperyalizminin amacı, Siyonizm’in Filistin’de 30 yıldan beri oynadığı rolü, bu kez bir bütün olarak Ortadoğu’da oynayacak bir güç yaratmaktı. Bu, şovenist nefret için bir odak oluşturarak Ortadoğulu Arap kitlelerin antiemperyalist mücadelesini ırksal veya dinsel kanallara yönlendirmeye hizmet edebilirdi.

İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı savaş ekonomisi, Arap burjuvazisinin güçlenmesine olanak tanımıştı. Kaynaklarını zenginleştiren Ortadoğu egemenlerinin İngiliz emperyalizmi karşısındaki pazarlık güçleri artmıştı. Mısır, Sterlin blokunu; Suriye ise Frank blokunu terk etme eğilimleri taşıyordu. Bu ülkelere akan ithal mallar, yerli sanayinin ürünleriyle rekabet etmek zorunda kalıyordu.

Ortadoğu’daki Arap kitlelerin, on seneler süren sömürge valiliklerinin neticesinde yöneldikleri antiemperyalist mücadele ve Avrupa pazarı üzerinde süren kanlı kavga sırasında serpilmeyi başaran Arap burjuvazisinin “Büyük Güçler” arası geçişlerde manevra kabiliyetini arttırmış olması, emperyalizmi Siyonist devletin bina edilmesi ihtiyacına götürdü.

Hiç şüphe yok ki, İsrail devleti haritadan silinip, Yahudi ve Arap işçi sınıflarının barış içinde bir arada yaşayacakları laik, bağımsız, birleşik bir Filistin kurulmadan, Ortadoğu’nun emekçi sınıfları özgürlüklerine kavuşamayacak.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.