“Suriye halkı ne rejime ne de cihatçılara boyun eğiyor”

Sitemizde, Devrimci Komünist Birlik’in (Belçika) Kızıl adlı sitesinde Suriye Devrimci Sol Akımı üyesi Joseph Daser ile Suriye’deki güncel duruma ilişkin yapılan röportajın bir bölümüne yer veriyoruz.

BM ile kimyasal silahlar üzerine yapılan anlaşmanın ardında Suriye’de durum nasıl? Ülkede bir değişiklik oldu mu?

Her şeyden önce, insani açıdan durum fecaat. Suriye toplumunun neredeyse yarıdan fazlası ya ülke içinde yerinden edildi ya da başka ülkelere iltica etti. Birçok bölgede, açlık, rejim tarafından arttırılıyor. Bilhassa Doğu Guta, Şam’ın çevresi ve gecekondu mahalleleri, Deyr El-Zor ya da Şam’daki Yarmuk Filistin mülteci kampında. Humus gibi birçok şehrin sur içleri yerle bir edildi ve çok sayıda bombardıman da halen sürmekte; ki bunlar “özgürleştirilmiş” denilen yerlerde dahi devam ediyor. Enflasyon hiç durmadan artıyor ve bu Suriye halkının giderek fakirleştiğini açığa çıkarıyor. Politik düzlemde, Suriye rejimine ait kimyasal silahlar hakkında “Amerikan-Rus” anlaşmaları, Esad rejimine verilmiş gerçek bir açık çek anlamına geliyor. Esad, tekrardan uluslararası düzlemde meşruiyet kazanırken, herkes Obama’nın sözde “tehditleri”, “kırmızı çizgileri”nin boş laftan başka bir şey olmadığını ve Suriye’ye müdahale gibi bir niyetin gerçekten olmadığı gördü. Aksine, “Yemen tipi çözüm” için -yani rejimin yapısını korurken onun bir topyekun zafer elde etmesini de engellemek için- Batılı bir istek var. Batı’nın Suriye devrimine yönelik sahtekar “koruyuculuğunda” ve Rejim yanlıları arasında gerçekleşen münazaradaki tek gündem, Beşar Esad sorunu. Yoksa herkes, siyasi rejimin yapısının korunarak barışçıl bir geçiş yapılması gerektiği üzerine hemfikir.

Suriye muhalefetinin bir kısmı bu çözümü destekleyebilir. Peki ama Suriye rejiminin aşiretlere dayanan doğası ve Esad ailesinin güvenlik güçleri, gizli servisle olduğu kadar burjuvazinin bir kısmı ile de olan ilişkileri düşünüldüğünde bu çözüm gerçekçi mi?

Yemen çözümü Yemen’de işliyor. Devlet başkanı Salih kovuldu. İkinci adamı olan bir general, Salih’in ailesiyle hiçbir sorun yaşamadan gayet iyi anlaşarak iktidara geldi. Suriye’nin farkı yani Tunus’ta ve Mısır’da olup da Suriye’de olamayan şu: Mısır’da burjuvazi ve ordu, devrimci sürecin kesintiye uğraması için Mübarek’in gidişinden çıkar sağlayabiliyordu. Aynı şekilde Tunus’ta da, Bin Ali’nin gidişi, burjuvazinin onun ayrıcalıklarını ele geçirmesini sağladı. Rejimin, Esad ailesinin, istihbarat servislerinin, ordunun iç içe geçtiği ve burjuvazinin bir kısmının çok güçlü olduğu Suriye’de durum böyle değil. Buna cemaatler faktörünü de eklemeliyiz. Esad rejimi, güvenlik birimlerini aşiretlerle ve dini topluluklarla olan bağlarıyla inşa etti. Bu tamamen “sekter bir Alevi” rejimi anlamına gelmiyor: farklı dini topluluklar içindeki dayanaklarını elinde tutuyor. Mısır’ın aksine, burjuvazinin Esad’ın gitmesini isteyen kısmı bu toplulukların, güvenlik güçlerinin ve ordunun içinden olmayan kısmı. Haytham Manna tarafından yönetilen muhalefetin bir bölümü, Esad’ın gelecekteki rolünü kabul ediyor. Bunlar, devrimin başından beri, muhalefeti -Esad’ın rolünü tam olarak belirlemeksizin- rejimin “elini kana bulamamış” kısımları ile “diyaloga” zorluyor. Çoktan, başkan yardımcı Faruk el Şara’nın geçiş hükümetinin başına geçmesini kabul etmiş durumdalar. Düşünebiliyor musunuz, devrim yapıyorsunuz ve tüm bu feda ettikleriniz onlara göre elini kana bulamamış (öyle mi gerçekten?) başkan yardımcısının iktidara gelmesi için? Bu deliliktir. Bu yüzden de muhalefetin bu kısmı önceden tabanda edindiği desteğin büyük bir kısmını kaybetmiş durumda. Ayrıca, muhalefet 2. Cenevre Konferansı hakkında da bölünmüş durumda. Suriye’deki halk hareketi, Beşar’ın kalmasına ya da “Yemen tipi” çözüme izin verecek bir anlaşmaya net bir şekilde karşı çıkıyor. Birkaç haftadır göstericiler arasında atılan slogan şu: “Çözüm Cenevre’de değil Lahey’de” (UCM’de: Uluslararası Ceza Mahkemesi). Batı ile Körfez ülkeleri tarafından desteklenen ve Müslüman Kardeşler’le libareller tarafından yönetilen Suriye Ulusal Konseyi, aşağıdan gelen basıncı gördüğü için, Beşar’ı dışlayan Yemen çözümüne karşı olmasalar da halkın görüşünü savundukarını dile getiriyor. Zaten kısa bir süre önce mevcut koşullar altında 2. Cenevre toplantısına katılamayacaklarını söylediler. Suriyeliler için, çözüm her koşulda Beşar Esad rejiminin “sonunun başlangıcı”nı işaret etmeli.

Rejimi destekleyenlerden bahsettin. Şu anda Esad rejimini halen destekleyenler kim? Ve -varsa eğer- rejimin tabanı kimlerden oluşuyor?

Güvenlik güçleri, ordunun yüksek rütbeli idarecileri ve idarenin görmezden gelinmeyecek bir kısmı bugüne kadar rejimi desteklemeye devam etti.

Şam’ın Sünni burjuvazisi, bugün rejimin önemli bir toplumsal dayanağı olmaya devam ediyor. Halep’in durumu farklı, orası muhalefet arasında da birçok bölgeye ayrılmış durumda: İslamcı güçlerle -cihatçılarla- Özgür Suriye Ordusu arasında çatışmalar durumu anarşik bir hale getiriyor. Halep burjuvazisi bölünmüş durumda, bir kesimi rejimi destekliyor. Kurtarılmış bölgelere dönük rejimin ordusu tarafından gerçekleştirilen kuşatma ve bombardıman nedeniyle, rejiminin işgali altındaki kentlerde yaşam, “daha kolay”mış gibi görünüyor. Şam burjuvazisi rejimi kurtarmak ya da Halep burjuvazisi gibi üretim araçlarını ve işyerlerini yıkarak kaçmak zorunda kalacakları korkusundan yumuşak bir geçiş istiyor. Dini azınlıkların muhalefetteki temsiline rağmen, cihatçı grupları halk muhalefetinin karşısında birer güce dönüşmeden önce hızlıca ve açıkça kovmayan SUK’un net olmaması, azınlıkların çoğunda Esad’ı savunmasalar bile “Esad-sonrası” döneme dair korkuların var olmasına neden oluyor. Rejimin dayanağı ciddi biçimde ezildi ama rejim, çok önemli baskı araçları ve Şam’daki yönetime sahip olduğu gibi, mali sermayeyi de hâlâ elinde tutuyor. Yabancı ülkelerin yardımıyla Hizbullah ve Irak’tan çeşitli siyasi İslamcı örgütler rejimin politik, ekonomik ve askeri olarak güç elde etmesine izin verdi. Hizbullah ve diğer dinci gruplar ayrıca rejimin kurtarılmış bölgelerde askeri gücünü yeniden güçlendirmesine yardım ediyor. Bu durum, insanların muhalefete katılmaktan çekinmesine yol açıyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.