Fabrikalarda işçi demokrasisini yaratmak için bir adım ileri

Merhabalar,

Manisa organize sanayide bir metal fabrikasında çalışmaktayım. Çalıştığım iş yeri 40-50 kişilik. Uzun zamandır sendikaya üye olmayı düşünmekteyiz ama ne yazık ki mevcut sendikalar, işletmenin sayısal azlığı ve yabancı firma olmaması nedeniyle üyelik işlemimizi yapmamakta ya da mazeret sunarak erteleme yoluna girmekteler.

Biz de bu sebeplerden dolayı işyerinde aramızdan bir işçi arkadaşı işyeri temsilcisi seçerek işe başladık. Fabrikada yaşadığımız ve karşılaştığımız sorunları birlikte tartışarak ortak karar alıp, yazılı hale getirerek çalışan işçi arkadaşlarımıza imzaya açıp herkesin onayını alıyoruz. Bu imza işi bize iki şeyi öğretti. Birincisi, sorunları patrona taşıdığımızda “Ben yokum” denilmesini ortadan kaldırmak, ikincisi de tartışarak alınan kararların tam bir işçi demokrasisi oluşturmaya çalıştığımızı gösteriyor.

En son yıllık izinlerimizle ilgili yaşadığımız sorunu dile getirmemizde karşılaştığımız sorunu ve sonuçlarını anlatacağım. Biz yasal olarak haftalık 45 saat çalışmaktayız ama çalışma saatimizi haftada beş güne yayarak tamamlamaktayız. Günlük yemek ve çay saatini çıkarırsak 9 saati çalışarak tamamlıyoruz. Cumartesi ve Pazar tatil olarak sayılmakta, çalışılırsa fazla mesai olarak yazılmakta. Haftalık iki gün tatil yapmaktayız. Fakat patron, yıllık izinlerimize Cumartesi’yi de katarak vermekte. Biz de buna itirazımızı dile getirdik. Patron ise yıllık izinlerin düzenlediği yasada iddia ettiğimiz bir ibarenin olduğunu ispat ettiğimiz takdirde, bunu kabul edeceğini söyledi. Biz de haftalık çalışma saatlerini beş günde tamamladığımızı; kesilmesinin yasal olmadığını dile getirerek patronla derinlemesine bir tartışmaya koyulduk. Patron yasada böyle bir madde olmadığı halde kendisinden bir şeyler koparmaya çalıştığımızı iddia ederek kızgınlığını dile getirdi.

Biz de iş kanununu araştırmaya koyulup, tanıdık avukat arkadaşlarımızı ve partimizin kurullarındaki yoldaşlarımızı arayarak, bu sorunla ilgili yasal düzenlemelerin neler olduğunu ve bu yasal düzenlemelerle ilgili çıkan kanunları istedik. Üç avukat arkadaşımıza sorduk, aldığımız cevap, iş kanunlarını okumak gerektiği olmuştur. Bir de fiili bir mücadeleyle kazanılması gerekeceği, kanunda Cumartesi’nin yasal çalışma günü olduğunu, patronun inisiyatifinde olduğu söylenildi.

Partimizdeki yoladaşımız ise, yukardakine benzer şeyler açıklayarak, yıllık izinden sayılamayacağını, hatta kendi çalıştığı işyerinde bile Cumartesiyi de ekleyerek yıllık izin kullandıklarını, ancak işverenle sözleşme yapılarak eklenebileceğini, aksi takdirde işçilerin fiili mücadelesiyle kazanabileceğini söyledi.

Biz de topladığımız ve konuşmalardan aldığımız verileri yan yana getirerek, patrona bir cevap vermeyi düşündük. 22/05/2003 tarihinde kabul edilen 4857 sayılı iş kanununda bu soruna dönük bir yasal düzenlemenin olduğunu, Resmi Gazete’de de yayınlanarak yürürlüğe geçtiğini öğrendik. Çıkan bu yasada, haftalık çalışma saati 45 saati tamamlandığında, diğer günlerin resmi, bayram, hafta sonu tatillerinin yılık izne tabi tutulamayacağı yazmaktaydı. Biz de bu onaylanan yasanın çıktısını alarak patrona, temsilcimiz vasıtasıyla ilettik. Patron, eline aldığı yasanın çıktısını okuduğunda “Böyle bir şey olmaz! Siz benden bir şeyler koparmaya çalışıyorsunuz!” diyerek, hatta içimizden birkaç arkadaşı da bu sürecin planlayıcısı olarak hedef gösterip, tehditlerde bulunarak, odasının yolunu tutmuştur.

Aradan geçen birkaç saat sonra gelerek, haklı olduğumuzu, Pazar’ı kabul edeceğini, Cumartesi’yi etmeyeceğini, işlerin azaldığını, kriz olduğunu, maliyetine işler alarak sırf işsiz kalmamamız için işler aldığını, huzuru bozmamamızı, huzurlu bir şekilde çalışmamız gerektiğini söylemiştir. Ama bu işlerin altında kimlerin olduğu bildiğini söyleyerek, korku salmak istedi. Biz işçiler ise, bu talebin arkasında hepimizin olduğunu, tek başına göstermiş olduğu arkadaşların olmadığını söyleyerek, talebimizin arkasında durduk. Patron kriz, düşük maliyetli iş diyerek şimdilik yanımıza yaklaşmamakta ama biz işçiler talebimizin arkasında duracağımızı, istenirse takım sözleşmesi yapabileceğimizi söyledik.

Şimdilik fabrikada gergin bir hava gözükmese de patronun hesabının neler olabileceğini tahmin ettiğimiz için atılan bir arkadaşımız olursa, topluca iş bırakacağımız sözünü vererek bir sonraki tartışma yaşanana kadar konuyu burada kapattık. Bu yaşadığımız sorun bize, işçiler birlikte tartışır, birlikte karar alırsa, bir fabrikada işçi demokrasisi nasıl işler, eksikleriyle beraber öğretmiş oldu. Diğer öğretici ve eksik olanı ise partimizin ve gazetemizin sayfalarında işçilerin çalışmış oldukları fabrikalardaki sorunlara dönük yasal cevapların bulunmamasıdır. Bu eleştirimin de yoldaşlarım tarafından ciddiye alıp, en kısa sürede İnternet sayfalarımızda düzenleme yapmaları ve fabrikalardan doğru yaşadığımız sorunlara cevap olacak yardımcı araçların bulundurulması olacaktır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.