Sendikalarda işçi demokrasisi mümkün mü?

“Bu işyerine sendika girmez” algısının oluşmasına, biz öncü, örgütlü işçiler de yardım etmekteyiz. Günümüzdeki hakim sendikal anlayış, temel anlamıyla bir avuç sendika bürokrasisinin daha fazla rahat etmesi, uzun soluklu olarak sendikanın tepesine çöreklenerek, işçilerden toplanan aidatların kendi yaşamlarının yolunda gidebilmesi için harcanması üzerine kuruludur.

Sendikal bürokrasi, birkaç özverili öncü işçinin çalışmış oldukları fabrikalardaki örgütlenmelerin üzerine oturmaktadır. Bu fabrika örgütlenmesi sonucu önlem alan fabrika patronunun gazabına uğrayan öncü işçiler kapının önüne koyulduklarında, sendikal bürokrasi göstermelik birkaç eylem yaparak ya da birkaç haftayı geçmeyen fabrika önü direnişi yaparak işçilere sahte güven vermeye yeltenir. Direniş sonunda ise yargı süreci başlatarak artık işçilerin emeğini, umudunu mahkeme koridorlarında aramalarına karar verir. Tabii ki bunların hepsini yaparken sendikal bürokrasi, işçilere göstermelik birkaç şey danışarak, sanki işçilerin görüşlerine önem veriyormuş gibi davranır. Ama birçok direniş ya da sendikal örgütlenmelerde işçi demokrasisi katiyen hayata geçirilmez. Çünkü işçi demokrasisi, bürokrasinin kimyasına aykırıdır.

Mevcut sendikal anlayışta işleyen bir işçi demokrasisi anlayışı olmuş olsaydı fabrikaların, işçilerin, grevlerin, direnişlerin yapısı kesinlikle yeni Kaveller, Paşabahçeler, Mutlu Aküler ve en önemlisi 15-16 Haziranlar yaşatırdı. İşçiler hayatlarının büyük bir bölümünde çalışmış oldukları fabrikalarda patronun daha fazla kâr elde etmesi için azgınca sömürülebiliyor, en kötü koşulda çalıştırılabiliyor, kendilerine cehennem koşulları dayatan patronlara karşı yan yana gelip ellerini birleştirmekte gecikebiliyorlar. Üretimden gelen gücünün farkında olamayan işçiler, dayatılan güvencesiz, geleceksiz, kuralsız bir durumda çalışmaya büyük bir çoğunlukla devam etmekte, kötü giden gidişata dur diyememektedir.

İşçiler arasındaki güvensizlikten dolayı, bir işçi “Bu fabrikaya sendika girmez” diyebiliyor. Hatta bu güvensiz umutsuzluğunu bir üste taşıyarak ve “Patron da sendikanın buraya girmesine izin vermez” diyerek kendisinden güçlü olarak gördüğü patronu, dokunulmaz veya karşısına çıkılmaz ilan edebiliyor. Aslında kendi gücünün farkına bir varabilse, üretimden gelen gücün neye kadir oluğunu bir bilebilse, kendisi olmadan fabrikaların dört duvardan ibaret olduğunu, patronun da beş parasız kalacağının farkında olabilse birçok şeyi tersine çevirebilir. İşçiler birlik oluşturup; fabrikalarda, sendikalarda örgütlenip kendi komitelerini ve işçi inisiyatifini oluşturarak patronun birçok saldırısını boşa çıkartıp, patronu toplu sözleşme masasına oturtabilirler. İşte o zaman kim korkar sendikalaşmaktan diyebiliriz. İşte o zaman işçilerin sessiz yankılarını koca bir çığlığa çevirebiliriz. İşyerlerinde işçi denetimi başta olmak üzere oluşturulacak komitelerle, bin bir zorlukla işyerlerimize soktuğumuz sendikaları denetleyebilir, görev alırız. İşte o zaman sendikal bürokrasi oturduğu koltuklardan uzaklaşır, işçiler sendika denetimini sağlar. Türkiye’de sendikalı işyeri ve işçi sayısı artar, işçi sınıfı yaşanan birçok soruna da cevap olmak için ciddi çaba içerisine girer.

Ne yazık ki sendikalarda yönetici işçi sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Bu çok az sayıdaki işçi de bürokrasiye yakın işçilerden oluşturulmaktadır. İşçi sınıfı sırtında bir ur gibi taşıdığı bürokrasiden işyeri komiteleri oluşturarak kurtulabilir.

Biz İşçi Demokrasisi Partili işçilere bugünden sonra daha fazla görev düşmektedir. Grevleri yasaklanan, sendikal örgütlenmeleri engellenen, işten atılmayla tehdit edilen, iş kazaları ve cinayetlerle yüz yüze bırakılan, yan yana gelmesi ve birleşmemesi için birçok zorlukla yüz yüze bırakılan, insanlığın kurtuluşuna yol açacak işçi sınıfı dağınık, örgütsüz ve güvensiz koca bir gövde gibi durmakta. Atacağımız her bir adım, işçi sınıfının içerisinde partimizi de fabrikaların tüten baca dumanına yakınlaştırır.

Saydıklarımızı hayata geçirmemizin bir tek yolu var. Çalıştığımız fabrikalarda partimizin temel programını tanıtan, yayan, gazetemizi dağıtan, okutan, tartışan fabrika hücreleri kurduğumuzda işçi sınıfının karşılaştığı birçok soruna işçilerle beraber çözüm üretebiliriz.

Yaşasın işçilerin birliği.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.