Troçki Türkiyeli işçilere ne anlatıyor?

Lev Troçki 20 Ağustos 1940’ta, Stalin’in emriyle hareket eden bir suikastçı tarafından katledildiğinde, ardında dünya işçi sınıfına büyük bir devrimci miras bırakmıştı. Bu miras hiç şüphe yok ki, işçi sınıfının siyasal ve toplumsal kurtuluşu söz konusu olduğunda, en gerçekçi ve kalıcı önerileri temsil etmektedir. Ve yine hiç şüphe yok ki, Türkiye işçilerinin de bu mirastan özümseyebilecekleri dersler, bu önerilerden kendi özgürlüklerine ulaşmak için kullanabilecekleri unsurlar çoktur. Biz birkaç tanesini saymayı deneyelim.

Troçki’nin Türkiye işçilerine bıraktığı en ciddi miras, onun “sürekli devrim teorisi” olarak adlandırılan yöntemidir. Zira Troçki, 20. yüzyılın başında, geç sanayileşmiş ve henüz bütün demokratik haklarına kavuşamamış ülkelerdeki toplumsal mücadeleleri incelemiş ve demokratik haklarını kazanmak için mücadele eden bu toplumlarda, kapitalist sınıfların ve devletin demokrasi, ilerleme ve özgürlük lehine değil, onların aleyhine çalıştığını saptamıştır. O bu saptamayı bir adım daha ileri götürerek şunu öne sürmüştür: Toplumların gündemlerinde olan en asgari demokratik ve ekonomik sorunlar dahi, onların en ufağı ve önemsizi dahi, nihai çözümlerine ancak işçi sınıfı tarafından ulaştırılabilir. Bunun anlamı 6 saat iş günü, kurucu meclis, sendikal haklar, enflasyon oranında iyileştirilen asgari ücret, tarım reformu, ulusal azınlıklara özgürlük ve tüketim maddelerinin üzerinde bir devlet denetimi kurulması gibi en temel demokratik özgürlüklerin, patronların siyasal programları tarafından kalıcı olarak çözüme kavuşturulamayacağı ve bunların ancak işçilerin kendi mücadeleleri ve perspektifleriyle çözülebileceğiydi. Bu sebeple işçiler, bir an önce sistem partileri için çalışmayı, onlar için oy vermeyi bir kenara bırakmalı ve kendi bağımsız partilerini ve sınıf siyasetlerini bina etmeliydi. Bugüne kadar yaşanmış olan bütün sınıf mücadeleleri, Troçki’nin bu tespitlerinin doğruluğunu ortaya koymuştur.

Yakın bir zamanda, Türk siyasal yelpazesinin ciddi bir bölümü, işçileri Erdoğan’a, Muharrem İnce’ye veya Meral Akşener’e oy atmaya ikna etmeye çalıştı. Halbuki Troçki’nin mirası, işçilerin bir an önce kendi politik ve örgütsel bağımsızlıklarını kazanmalarının yakıcı olduğuna işaret ediyor. Zira bu isimlerin hiçbirisi işçilerin çıkarına çalışmadı ve çalışmayacak da. Nisan Gazetesi olarak biz kendimizi Troçki’nin öğrencileri olarak görüyoruz. Bu nedenle de onun mirasını sahiplenerek, onun Türkiye işçilerine bıraktığı en değerli öğretileri hayata geçirmeye çalışıyoruz: İşçilere ait olan, işçilerin yönettiği, işçilerin kurtuluşu için mücadele eden bağımsız ve kitlesel bir politik parti.