Sarı Yelekliler hareketi dersleri

Sarı Yelekliler hareketi 17 Kasım tarihinde başladı. Fransız Cumhurbaşkanı Macron akaryakıt fiyatlarına zam yapınca, Paris’in merkezinde, arabalarda bulundurulması zorunlu olan sarı yelekleri giyerek toplanılması çağrısı yayıldı. Herhangi bir siyasal partinin veya örgütün önderi olmadığı bu çağrı, bizzat yoksulların ve emekçilerin nezdinde büyük bir karşılık gördü ve kitlesel geçen 17 Kasım eyleminin ardından, her Cumartesi bu eylemlerin yapılması kararı alındı.

Her ne kadar eylemler akaryakıt zammına karşı başlamış olsa da talepler bununla sınırlı kalmadı. Kiraların düşürülmesinden asgari ücretin artırılmasına, öğrenim harçlarının kaldırılmasından zenginlerin vergilendirilmesine, sigortalı çalışmanın yaygınlaştırılmasından çalışma saatlerinin düşürülmesine, sınırların göçmenlere açılmasından Fransız emperyalizminin Afrika’dan çekilmesine kadar onlarca talep, Sarı Yeleklilerin görevlendirdiği eylem komitesi tarafından tespit edildi ve ileri sürüldü.

Fransız polisi gösterilere sert müdahalelerde bulundu. Biber gazı, tazyikli su gibi araçların kullanılmasının yanı sıra polis, yalnız başına sıkıştırdığı birçok eylemciyi dövmekte tereddüt etmedi. Yüzlerce gözaltı, onlarca yaralama ve tutuklamayla birlikte polis şiddetinin sonucunda bir kişi de hayatını kaybetti. Özellikle polisin, onlarca liseliyi dizlerinin üzerine oturtup ellerini başlarının arkasına yasladığı, bir toplama kampını andıran skandal görüntüler büyük bir öfkeye neden oldu. Polisin bir yoksul ve emekçi hareketi olan mevcut seferberliğe dönük tavrı Fransız burjuva demokrasisinin de sınıfsal karakterini ve gerçek yüzünü ortaya çıkarmış oldu.

Sarı Yelekliler polis terörüne teslim olmayı reddettiler ve devlet şiddetine rağmen ne meydanları ne de sokakları terk ettiler. Paris’in birçok noktasının yanı sıra ülke çapında da eylemciler ile polis arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Arabalar yakıldı, barikatlar kuruldu, biber gazı ile tazyikli suya karşı savunma yöntemleri uygulamaya kondu, polis birlikleri bölünmeye çalışıldı ve adeta bir mevzi savaşımı verildi.

Eylemcilerin geri çekilmediği ve dahası polis şiddeti tarafından sindirilemediği görülünce Fransız başbakanı Edouard Philippe akaryakıt zammının 6 aylığına askıya alındığını duyurdu. Ancak bu taktiksel geri çekiliş, Sarı Yelekliler hareketinde ifadesini bulan ve toplumun her yanına yayılmış olan sınıfsal öfkeyi ve hayal kırıklığını gidermeye yetmedi. Bu yüzden başbakanın ardından cumhurbaşkanı Macron zammın askıya alınmadığını, tamamen kaldırıldığını duyurdu.

Macron’un da bu taktiksel geri çekilişi işe yaramadı. Şunu anlamak önemli: Sarı Yelekliler, 2008 ekonomik kriziyle ve mevcut durgunluk dönemiyle birlikte inanılmaz oranlarda yoksullaşan halk kitlelerinin bir hareketi. Hareket, doğrudan doğruya Fransız kapitalizminin sömürücü, baskıcı ve talancı politikalarının toplumda biriktirdiği öfkeyi temsil ediyor. Bu nedenle akaryakıt zamlarının geri çekilişi kitleler için yeterli olmadı.

Bunun üzerine Macron televizyona çıktı ve bazı sözler verdi: Asgari ücrete 100 avro zam, emeklilik maaşı 2000 avrodan düşük olanlardan vergi alınmaması ve benzerleri. Macron televizyon kanallarının yayınladığı bu vaatlerini açıklarken, bunları yapabilmek için zamana ihtiyacı olduğunu, hemen gerçekleştiremeyeceğini söyledi.

Bu, son senelerde yoksullaşan, üzerinde daha da sert sömürü ve yağma mekanizmaları kurulan emekçi Sarı Yelekliler hareketi için yeterli olmadı. Macron’un ulusa seslenişinin ertesinde gelen Cumartesi günü, Fransa ve özellikle başkent Paris, yine seferberliklerle sarsıldı. İşçilerin kırmızı çizgisi son derece açıktı: insanca bir yaşam. Hükümetin sayısız geri adım atışı, yönetim kademesinden açıklanan vaatler, kapitalist elitlerin “tamam, sizi anladık” beyanları yeterli değildi. Söz konusu olan bir ayaklanmaydı.

Bu gidişat, Fransız sermayesini korkutmuş olmalı ki, derhal yeni tavizler verdi. Macron, gerçekleştirmesi için zamana ihtiyacı olduğunu söylediği vaatlerini bir anda hayata geçirdi: Asgari ücrete 100 avro zam ve düşük emekli ücretlerinden vergi alınmaması.

Fransız ve göçmen işçi sınıfları kazandılar ve Macron yenildi. Elbette, Sarı Yeleklilerin kendilerinin de belirttiği üzere bu uygulamalar yeterli değil. Sarı Yelekliler hareketine katılmış olan yoksulların, gençlerin ve kadınların istedikleri Fransa’da yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin, gelir dağılımlarındaki uçurumun, polis devleti uygulamalarının ve baskıların tamamen ortadan kaldırılması. Bunların başarılabilmesinin yöntemi de Sarı Yeleklilerin gösterdiği üzere, sürekli seferberlik; yani seferberliği sürekli tutmak.

Sarı Yelekliler, toplumsal eşitsizliği ve yoksulluğu sonlandırmak için ilk olarak Macron iktidarını fiilen devirmeliler. Zaten Macron’un kapitalist iktidarının sağına soluna dikilen bütün yamalar patlamış durumda. Toplum nezdinde prestiji yerle bir oldu ve işçi sınıfının hiçbir sektöründen destek alamıyor. Yeni sözlerle, yeni geri çekilişlerle, yeni tavizlerle koltuğuna tutunmaya çalışıyor. Macron’un bir sınıf mücadelesi sonucunda devrilmesi, Batı Avrupa’da demokratik ve ekonomik sorunların çözümünü alt sınıfların gündemine taşıyacak ve devrimci bir durum yaratacaktır.

Sarı Yelekliler hareketinden biz Türkiyeli işçilerin ders çıkarabileceği çok nokta bulunmakta. Dilerseniz birkaçını hemen sıralayalım:

1) İşçiler kendilerinden başka kimseye güvenmemelidir. 2) İşçiler seferberliklerini sürekli tutmalıdır, kesintili değil. 3) İşçiler, hükümetin ve diğer burjuvaların sözde taktiksel geri çekilişlerine, sözlerine ve vaatlerine inanmamalıdır. 4) İşçiler kazanmanın tek yolunun mücadeleden geçtiğini herkese anlatmalıdır. 5) Emekçiler kendi sorunlarının çözümünü burjuvazinin insafına terk etmemelidir.