Tarihte bu ay: I. Meşrutiyet ilan edildi

17. yüzyılda İngiltere devrimi ve 18. yüzyılda da Fransız devrimi dünya tarihinin ve geleneksel siyasal yapıların üzerinde radikal etkilerde bulundu. Bu devrimlerle birlikte, ilk modern anayasa ve insan hakları taslakları diyebileceğimiz metinler ortaya çıktı. Monarşiler yıkıldı veya güç kaybetti; yeni sınıflar doğdu. Toplumsal üretimin karakteri ve biçimi hızla dönüşüm geçirdi. Bütün bunlar yaşanırken, hanedanlığın bir parlamentoyla beraber ülkeyi yönettiği durum için kullanılan “meşruti monarşi” dediğimiz rejimler ortaya çıktı. Özetle, burjuva demokratik devrimlerin güçsüz kaldığı ülkelerde, parlamenter cumhuriyete geçiş sağlanamadığı için öncelikle parlamenter monarşiler ortaya çıktı.

Osmanlı Devleti, burjuva demokratik gelişimin en zayıf kaldığı ülkelerden biriydi çünkü burada klasik anlamıyla bir sınai ve ticari burjuvazi henüz oluşmamıştı; var olan da son derece cılızdı. Bu cılızlığı, onun kendi demokratik görevlerinden kaçınmasına, kendi burjuva misyonlarını yerine getirmede kaypaklık etmesine neden oluyordu. Bu nedenle Osmanlı’da ilk anayasal yönetim denemesine, devlet içindeki askeri ve sivil memurların basınçları sonucunda girişilmişti. Tanzimat Fermanı ile birlikte yarım yamalak bir modern mimariye kavuşturulmak istenen devlet içinde iktidar saraydan Babıali’ye, yani “paşalara” doğru kaymıştı. Paşalar da kendi siyasal ve ekonomik çıkarları uyarınca Batılı devletlerle yapısal ticari antlaşmalara ve paylaşımlara gitmeyi diliyordu. Bunun için yabancı sermayeye bir güvence sağlanmalıydı; yatırımlarının kaprisli bir monarşinin alınganlıklarıyla heba olmayacağı güvencesi. Kanun-ı Esasi, yani Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası 1876’da işte bu kaygılarla oluşturuldu. Yapılan seçimlerle temsilciler belirlendi, Meclis-i Mebusan açıldı ve böylece I. Meşrutiyet, yani ilk meşruti monarşi denemesi başlatıldı. Hemen ekleyelim; seçimlere yalnızca belirli bir yaşın üstündeki vergi veren erkekler katılabiliyordu. Yani gençler, kadınlar ve vergi verecek ekonomik gücü olmayanlar (emekçiler) oy kullanamıyordu.

II. Abdülhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapatmak için 1877-8 Osmanlı-Rus savaşını mazeret olarak kullandı. Rus orduları İstanbul’un önlerine (Yeşilköy) kadar gelmiş, başkent ancak diğer Büyük Güçler’in (İngiltere, Fransa, Almanya) müdahalesiyle kurtulabilmişti. Abdülhamid, savaşı bahane ederek kendi despotik iktidarını sınırlayan tüm anayasal engelleri ortadan kaldırabilmişti. Sonraları “istibdat” diye anılacak olan bir “tek adam” rejimi kurmuştu.

Abdülhamid neden kapamıştı Meclis-i Mebusan’ı? 13 Şubat 1878’de, Yıldız’da toplanan ve gündemin Osmanlı-Rus savaşı olduğu bir toplantının dökümünde şu kelimeler yazıyor:

“Görüşümüzü çok geç soruyorsunuz! Sultan asıl gerektiğinde Meclis’in fikrini almamaktadır. Bu nedenle Meclis’in hiçbir sorumluluğu yoktur.”

Bu sözlerin sahibi Hacı Ahmed’di. Terziler loncasının kethüdasıydı ve mecliste mebustu. Tarihçi François Georgeon’un da deyişiyle “ilk defa avamdan bir insan böylesine edepsizce bir üslupla Sultan’a hitap ediyordu.” Meclis bu söylevden bir gün sonra, yani 14 Şubat’ta Aldülhamid tarafından kapatıldı. Osmanlı Devleti, sarayı merkezine alan yeni bir mutlak monarşi rejimiyle yönetilmeye başlandı.

Ancak ilginç bir şekilde, 1917 senesinin Kasım ayında tarihin ilk işçi devletinin ilan edildiği Rusya’da, halk Osmanlı’da verilen demokrasi mücadelesini ilgiyle izliyordu. Evet, saraya karşı olan Osmanlılar o sırada Rus kardeşlerinin önlerindeydiler. François Georgeon bu durumu şöyle aktarıyor

“O dönemde bir devrimci dalganın Çarlığı sarstığını unutmamak gerek: Ocak 1877’de Moskova sokaklarında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gibi bir anayasa isteyen afişler ortaya çıkmıştı.”

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.