Hayaller üretim, gerçekler haraç ekonomisi

24 Haziran seçimleri sonrası ikinci 100 günlük eylem planı açıklandı. Yeni rejimle birlikte ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi amaçlayan hükümet, toplumsal bir performans sistemi getirmenin derdinde. Bu 100 günlük planlar da işletme mantığıyla yapılıyor zaten. Şu kadar milyar dolar yatırım yapacağız, bize şu kadar getirisi olacak. Zihniyet bu.

İşte bu şirket zihniyeti kökleştikçe ülke içinden çıkılamaz ekonomik bataklığa daha fazla saplanıyor. Ağustos ayında açıklanan ilk 100 günlük plan, ekonomik problemleri çözmek şöyle dursun bunları derinleştirdi ve ülkeyi döviz-faiz kısırdöngüsü içinde bir deli gömleğine soktu. Her şey ortada değil mi? 24 Haziran’dan sonra bu ülkedeki hangi ekonomik ve politik sorun çözüldü? Ya da hangi ekonomik ve politik sorunun çözümü için uygun zemin oluştu? Hiçbiri. İkinci 100 günlük programın da derdi sorunları çözmek değil. Daha çok “mış” gibi yapmak.

24 Haziran öncesi, yeni sistem geldiğinde her şeyin hallolduğu bir refah ülkesi olacağı algısı hükümeti 100’er günlük “eylemler” ile, bir şey yapıyormuş izlenimi vermeye itiyor. İç ve dış politikalarda girdiği çıkmaz sokağın içinde bir debelenme haline benzetebiliriz bu durumu.

Programda 454 adet taslak eylem planı var. Yani 100 gün içinde bu söyledikleri 454 planı eyleme geçirmeyi vaat ediyorlar. Peki, neler var bu planlar arasında? Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’na dört adet eylem taslağı düşmüş. Bir tanesi şu: “Başta çocuklar ve gençler olmak üzere yurt içinde ve dışında din hizmeti kalitesini artırarak konferans ve yayınlarla daha fazla kişiye ulaşılması.” Bu yeni bir şey değil ki. 16 yıldır yapılmak istenenlerden biri sadece. Peki ya şuna ne demeli? “37 ilde 35 adet cami, Kur’an kursu, eğitim merkezi ve müftülük hizmet binasının temelinin atılması, 175 adet cami, Kur’an kursu, eğitim merkezi ve müftülük hizmet binasının açılışının yapılması.” Gibi gibi, ülkeye nitelikli hiçbir faydası dokunmayan sözde eylemlerle dolu bir plan… Yeni rejimin vaat edebildiği çerçeveyi de göstermesi açısından önemli.

Planın diğer ayrıntılarında “8 km köprü ve viyadüğün tamamlanması ile köprü ve viyadük uzunluğumuzun 582 km’ye ulaşması” ve “Halkalı-Çerkezköy (77 km) hızlı demiryolu projesinin yapım ihalesine çıkılması” gibi bir dizi belediyecilik faaliyeti var. Oysa bu planlar içinde, ülkeyi ekonominin içinde bulunduğu bu kötü durumdan çıkartacak gerçek ve özde bir radikal eylem planı yok. Örneğin, yükselen döviz kuruna ve enflasyona karşı sermaye hareketlerinin kısıtlanması; yükselen dış borçların reddi; işsizliğin düşürülmesi için altı saat dört vardiya sistemi; dış ülkelerin etkisinden ve ithalata bağımlılıktan kurtulabilmek için beş yıllık sanayileşme planı gibi… Radikal ve dişe dokunur planlara ihtiyacımız var.

Hükümet kendi programını “üretim ekonomisini getiriyoruz” diye pazarlıyor. Oysa planlarında, hazinenin daha fazla boşalmaması adına vergi gelirlerini emekçilerin sırtına nasıl daha fazla yükleriz gibi sorular var. Bu durum alım gücümüzü gittikçe düşüren, alıcının devlet olduğu bir haraç ekonomisine çeviriyor ülkeyi.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.