Macaristan “kölelik yasası”na karşı ayakta

Macaristan’da “kölelik yasası” adı verilen yasa değişikliğine ve Orbán hükümetine karşı Aralık ayında başlayan protestolar devam ediyor. Viktor Orbán, 2018’in Nisan ayında yolsuzluk ve rüşvet skandallarına rağmen tekrar iktidara gelmişti. Yeni yasayla beraber yıllık fazla mesai sınırı 250 saatten 400 saate çıkarıldı. İşveren, bu fazla mesai ücretlerinin ödemesini 3 yıla kadar erteleyebilecek ve ödemeyi yapmadan işçileri işten atabilecek. Hükümet fazla mesainin “isteğe bağlı” olduğunu iddia etse de, fazla mesaiyi reddeden işçiler işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Hükümet bu yasaya “işsizlik sorununa çözüm” kılıfını uydurdu. Fazla mesainin hem işgücü açığı yaşayan şirketlere yardımcı olacağı hem de daha fazla para kazanmak isteyen işçilere katkıda bulunacağı söylendi. Bu çözümün işsizliğe çare bulmakla uzaktan yakından alakası olmadığı gibi, bütün yükü patronlardan alıp işçilere verdiği de çok açık.

Yeni yasanın özellikle otomobil firmaları olmak üzere çokuluslu şirketlerin yararına olduğu görülüyor. Macaristan, düşük ücretler nedeniyle bu şirketler için cazip bir ülke ve Alman otomobil firmaları Macaristan ekonomisinde büyük bir yere sahip. Otomobil firmalarının fabrikalarında işçilerden sık sık fazla mesaiye kalmaları isteniyor. Bu nedenle Audi fabrikasında yaklaşık 4.000 işçinin 18 Ocak’ta uyarı grevine çıkıp iki saatlik iş durdurma eylemi yapması önem taşıyor. Fabrika işçileri, ücretlerinde %18 oranında artış yapılmasını ve ayda en az bir hafta sonunun boş olmasını talep ettiler.

Macaristan tek adamı geldiğinden beri neler değişti?

Orbán, iktidarda olduğu 10 yıldan beri kendi tek adam rejimini güçlendirmek için çalışıyor. Son seçimlerden bu yana da ırkçı, kadın ve işçi düşmanı politikalarını sürdürmüştü. Budapeşte, Doğu Avrupa başkentleri arasında en çok evsizin yaşadığı şehir. Ülke genelinde ise 30.000 evsiz olduğu düşünülüyor. Ekim ayında hükümet bunun çözümünü evsizliği yasaklamakta bulmuştu! Macaristan’ın kendine Türkiye, Rusya gibi ülkeleri örnek alan Tek Adamı, üniversitelerin toplumsal cinsiyet çalışmaları programlarının akreditasyonlarını kaldırdı ve verilen fonları kesti.

Haziran ayında parlamentoya mültecilerle ilgili faaliyet gösteren kuruluşlara %25 vergi uygulama önerisi sunulmuş ancak daha sonra geri çekilmişti. Orbán, mülteci düşmanlığından beslenerek ulusalcı kesimin desteğini kazanmış durumda. İktidarın bu düşmanca politikalarına parlamentoda desteğini esirgemeyen faşist ana muhalefet partisi Jobbik de protestolara katılıyor. Diğer yanda da demokratik hakların gaspını kabullenmeyen on binler var. Elbette yasa değişikliğine bu denli büyük bir tepki verilmesinin tek nedeni fazla mesai süresinin artırılması değil. Orbán’ın 2018 Nisan’ında üçüncü kez iktidara gelmesi büyük bir öfkeye yol açmıştı. Orbán’ın iktidarını korumak için yasalarla oynaması, zaman içinde yargının ve basının kontrolünü ele geçirmesi, muhalefetin susturulması gibi nedenler kitlelerin öfkesinin birikerek artmasına neden oldu. Protestocular fazla mesaiyle ilgili değişikliklerin iptali, ücret artışı, daha iyi bir emeklilik sistemi gibi sınıfsal taleplerin yanı sıra hükümetin propaganda aracı haline gelen medyanın ve yargının bağımsız olmasını da istiyorlar. Kısacası, protestolar hükümetin politikalarından duyulan hoşnutsuzluğu gösteriyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.