Sorun varsa, çözüm de var elbet!

İnsan neresi ağrırsa canını orada hissedermiş! Çok doğal ve anlaşılır bir durum değil mi? Başımız ağrıdığında başımızın ağrısını dindirecek çözümler ararız. Eğer doktora gidersek ağrımıza uygun ilaç ve çözüm bekleriz. Verilen ilaç ağrımızı dindirirse “çok iyi doktor, derdimize derman oldu” deriz. Kısacası; insan için en önemli ve öncelikli sorun hemen önünde durandır. Ve en acil ihtiyaç o sorunun çözüme kavuşturulmasıdır.

Peki, bugün işçiler, emekçiler, çiftçiler, küçük esnaf, işsizler, gençler, emekliler acaba canlarını nerede hissediyorlar? Hayatlarında en önemli ve öncelikli sorun olarak neyi görüyorlar? En acil çözüm beklentileri hangi konularda?

Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında toplumun büyük çoğunluğu uzun bir süredir ekonomik sıkıntıları en acil sorun olarak gördüğünü zaten ifade ediyor. En acil çözüm beklentileri ekonomik tedbirler alanında öne çıkıyor.

Nitekim işsizlik, yoksulluk, enflasyon, pahalılık rakamları da bu acil sorun ve beklentilerin nedenlerini ortaya koyuyor. İşsizlik korkunç bir düzeye çıktı. Her üç gençten biri işsiz! Çarşı-pazar enflasyonu alım gücünü yarı yarıya düşürdü. İster işsiz, ister çalışıyor olsun milyonlarca hane yoksulluk ve yokluk içinde yaşıyor.

Kuşkusuz milyonlarca insan bu sorunları görüyor, yaşıyor ve çözüm bekliyor. Çare olması gereken iktidar ise adeta dalga geçer gibi işçinin kıdem tazminatını fona devretmekten, vergiyi daha da tabana yaymaktan, olmadığını iddia ettiği ekonomik krizde artık en kötünün geride kaldığından bahsediyor. Yani yönetemiyor, sorunları çözemiyor, üstelik kaynakları bir avuç patrona sermaye yapmaya devam edeceğini söylüyor! Orada dur!

Sorun varsa, çözüm de var elbet! İşsizlik hayati bir noktada mı? İşten atmalar yasaklanacak! Dört vardiya, altı saat çalışma düzenine geçilecek! Yoksulluk mu var? Ücretler insani yaşam koşullarına uygun hale getirilecek ve enflasyon oranında düzenli ayarlanacak. Herkes için iş ve insanca yaşam koşulları oluşturulacak!

Bütün bunlar imkânsız mı? Değil! Çok daha fazlası mümkün ve gerekli! Yeter ki, “beka” vs. diyerek hedef şaşırtanları, şuncu-buncu diyerek emekçi halkı bölenleri, abdestli-abdestsiz kapitalist sömürü düzenini topluma dayatanları sırtımızdan atalım! 1 Mayıs’ın anlamı işte tam da bu: Birlik, Mücadele ve Dayanışma!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.