1 Mayıs’tan geriye kalan

Türkiyeli işçiler ve emekçiler için geçtiğimiz 1 Mayıs daha büyük bir fark yaratabilir miydi? Bizce yaratabilirdi ve yaratmalıydı da. Hem günün anlamı hem de sonuçları bakımından…

Anlamından kastımız, 1 Mayıs’ın gerçekleştiği konjonktür aslında. Bir yandan hepimizin hayatlarına etkisi günbegün artan ekonomik kriz, öte yandan Tek Adam rejimi tarafından demokratik haklarımıza dönük süreğen baskılar… Aslında bunların etkisi, 2019 1 Mayıs’ının geçtiğimiz yıllara göre daha kitlesel olmasına olanak sağladı.

İşsizlik rakamlarının tavan yapması, enflasyonun artması ve buna paralel olarak emekçilerin alım gücünün düşmesi, ücretlerin her geçen gün biraz daha erimesi, yetmezmiş gibi vergi yükünün de emekçilerin sırtına yıkılması… Dış borçların ülke tarihinin en üst seviyesine ulaşması ve patronlar ile onların hükümetinin tüm bu krizin faturasını yine işçilere ve emekçilere ödetmek için ellerinden geleni ardına koymamaları.

Patronlar ve Tek Adam rejimi kendi sorumlukları olan krizi bizlerin üzerinden kapatmak için kazanılmış tüm haklarımıza göz dikmiş durumda. Bunun son örneğini de 1 Mayıs öncesinde açıklanan “damat paketi”nde görmek mümkün. Kıdem tazminatı hakkımızın gaspı, vergi yükümüzün arttırılması, BES’in zorunlu hale getirilmesi… Onların hedefinde bu planları uygulamak var ve bunu yaparken de işçi sınıfının ve emekçilerin haklarını savunmak adına seferber olmalarından çekindiklerinden, örgütlenme ve grev hakkı gibi en temel demokratik haklarımızı da gasp etmeye çalışıyorlar.

2019 1 Mayıs’ının anlamı tam da burada yatıyordu. Peki, sonuçları bakımından elimizde ne kaldı?

Olumlu olandan başlayacaksak; katılımın kitleselliği Türkiyeli emekçilerin yaşadıkları koşulları kabullenmediklerini ve hakları uğruna alanlara çıkmalarını göstermesi bakımından bir umut yarattı.

Ancak bu umudun bir kısmı, özellikle İstanbul 1 Mayıs’ında, sendikaların ve Türkiyeli sosyalistlerin geniş kesimlerinin rolüyle Ekrem İmamoğlu’nun bir “çözüm” yaratabileceğine kanalize edilmiş durumda. Bu yolla sendikaların ve sosyalistlerin, emekçiler üzerinde yaratacağı bir demokrasi yanılsaması hem ekonomik krize karşı hem de demokratik haklarımıza dönük mücadelemize temelinden bir zarar verecektir.

Aslolan, emekçilerin acil ekonomik, sosyal ve demokratik taleplerini kesiştiren, işçi sınıfının bağımsız politik hattı doğrultusunda bir mücadele programı etrafından birleşik bir cephe örmenin koşullarını zorlamaktır. Bu görev ve sorumluluk 1 Mayıs’ın ardından önümüzde durmakta ve aciliyetini korumaktadır. Ekonomik krizden ve baskıcı Tek Adam rejiminden çıkış ancak böylesi bir program doğrultusunda, emekçi sınıflarla birlikte mücadele ederek mümkün olacaktır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.