İspanya’da seçimler alarm veriyor

28 Nisan’da gerçekleştirilen İspanya erken seçimleri, giderek çözümsüzlük kazanan sorunları bütün detaylarıyla ortaya saçmış gibi görünüyor. İktidardaki sosyalistler (PSOE) seçimlerden birinci parti olarak çıktı ve bu hem İspanyol hem de Avrupa solunda bir rahat nefes alınmasını beraberinde getirdi. Ancak bu görüntü aldatıcı olabilir.

Sosyalist Parti (PSOE) sandalye sayısını 85’den 123’e çıkararak önemli bir yükseliş sağladı. Öte yandan Halk Partisi (PP) ise sahip olduğu 137 sandalyeden 66’ya düşerek ciddi bir darbe aldı. Buna karşın diğer iki sağ partiden Yurttaşlar Partisi (Ciudadanos) 32 sandalyeden 57’ye çıktı. Parlamentoda 71 sandalyesi bulunan sol parti Podemos ise dramatik bir biçimde 42 sandalyeye düştü ancak yine de bu parti hükümetin kurulmasında belirleyici rol üstlenebilir.

Ama asıl sorun şurada: İspanya, Portekiz ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri içinde parlamentoda aşırı sağın yer almadığı iki ülkeden biriydi. Ancak seçimlerle artık bu tablo da değişmiş durumda. Endülüs seçimleriyle yükselişinin sinyallerini veren aşırı sağcı parti Vox, oyların yüzde 10’unu alarak (bu iki milyondan fazla oy demek) 24 milletvekiliyle parlamentoya girdi. Yine de bu durum İspanyol faşistlerinin taktığı tanıdık isimle bir “Yeniden Diriliş” olarak adlandırılmamalı.

Zira aşırı sağ zaten onlarca yıldır merkezi sağ parti içerisinde parlamentoda yer almaktaydı. Yeni seçimlerin belki de en yeni sonucu, İspanyol aşırı sağının artık merkez sağ bir partinin himayesine gerek kalmaksızın tüm ülkeye hitap edebilecek bir kapasiteye kavuşmakta oluşu.

Dünyanın en kanlı diktatörlüklerinden biri olan Franco rejimi, “Trancision/Demokrasiye geçiş dönemi” olarak adlandırılan bir burjuva çözümüyle “dönüştürüldü”. Bu durum, rejimde bir kırılma gerçekleştiği anlamına gelmiyordu; aksine bu yeni dönemde devletin temel siyasi, hukuki ve askeri kurumlarında Francocu değerlerin tümü varlığını koruyordu ki bu durum hâlâ geçerli. 

Ülkenin karşı karşıya olduğu ulusal sorunlar (başta Bask ve Katalan sorunları), ağır ekonomik kriz koşulları, kamusal eğitim ve sağlık alanında yaşanan yıkım, kadın düşmanı muhafazakâr politikalar, bir türlü önü alınamayan yolsuzluk rejimi, işsizlik, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması vb. bütün sorunlar yumağı işte rejimin bu dönüştürülememiş haliyle yakından ilişkili.

2008 ekonomik krizinden beri art arda sürdürülen acımasız kemer sıkma programlarının ardından, işçilerin yüzde 14’ü ve gençlerin yüzde 34’ü hâlâ işsizlik vebasından kurtulamamış durumda. Anketlere bakılırsa, İspanyolların yüzde 61’i, bu seçim sürecindeki en önemli konunun işsizlik olduğu düşüncesinde. Diğer yandan Katalonya, Bask ülkesi ve Galiçya’da giderek yoğunlaşan ulusal sorun beraberinde ciddi bir milliyetçilik dalgasını getiriyor.

İspanya’da gerçekleştirilen seçimlerin ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri de Sosyalist Parti’nin (PSOE) giderek keskinleşen sınıf çelişkilerinin üstesinden gelme kapasitesinin bulunmuyor oluşu. Bu nedenle İspanya’yı istikrarlı günlerin beklediği söylenemez. Özellikle mali sermayenin desteğini arkasına alan PSOE azılı bir neoliberal program uygulayıcısı ve halka verdiği sözleri tutmamasıyla ünlü.

Dahası böyle sarsıntılı bir dönemde ülkenin üç sağ partisinin oy toplamı alarm verici bir düzeye tırmanmış durumda. İspanya’da bütün alametler, neoliberal yağma ile geçen on yılların ardından, oluşan muazzam eşitsizliğe yönelik öfkenin, sınıf mücadelesinin burjuva makyajlarıyla bastırılamayacağı bir seviyeye ulaşmakta oluğunu göstermekte.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.