Rejimin baskıcı uygulamaları kitlelerin seferberliğiyle durdurulabilir!

Yüksek Seçim Kurulu’nun 6 Mayıs günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık seçimlerini iptal etmesi ve seçimlerin 23 Haziran tarihinde yenileneceğini açıklamasının ardından İşçi Demokrasisi Partisi Merkez Komitesi sürece dair değerlendirmesini yapmıştır.

1- YSK’nın seçimleri yenileme kararı yok hükmündedir. Gerekçeli kararın açıklanması da bir kez daha göstermiştir ki bu kararın Tek Adam rejiminin kendi anlayışı doğrultusunda uyguladığı biçimde bile hukuki hiçbir temeli yoktur. Bu, Tek Adam’ın çıkarları doğrultusunda alınmış tamamen siyasi, halk iradesini hiçe sayan, antidemokratik bir tutumdur.

2- YSK’nın kararı Tek Adam rejiminin kendi hukukunu dahi tanımadığını, kendi kurumlarını yine kendi eliyle çürüttüğünü ve rejim içerisindeki ittifaklar ağında gedikler açtığını gözler önüne sermiştir. Her şeyi bir beka sorunu olarak gören Erdoğan, 23 Haziran seçimlerine kendi niyetinden ve CHP’nin isteklerinden öte olağanüstü bir nitelik, bir “kral çıplak” seçimi hüviyeti kazandırmıştır.

3- Tek Adam, seçimlerin iptali konusundaki görüşleri nedeniyle TÜSİAD’lı büyük patronlara eleştiriler ve tehditler yağdırıyor. Oysa TÜSİAD’ın içerisindeki patronların Erdoğan’a kızgınlıklarının sebebi Erdoğan’ın demokratik olmayışı değil, rejimin istikrarsız ve öngörülemez olmasından ötürü ekonomik yıkım paketinin hayata geçirilemiyor olmasıdır. Türkiye patronlarının dünyadaki kardeşleri gibi hiçbir zaman demokratik hakların savunulması gibi bir hedefleri olmamıştır. Onlar yalnızca kârlarının istikrarlı bir biçimde artmasından yanadırlar.

4- 6 Mayıs kararının ardından, İDP olarak ilk elden CHP’ye ve İmamoğlu’na inanan kitlelere yönelik yaptığımız çağrı YSK kararının tanınmaması ve boykot edilerek belediyenin teslim edilmemesi doğrultusunda idi. CHP iptali tanıyarak bir kez daha işçi ve emekçilerin iradesine saygı duymadığını gösterdiği gibi, Tek Adam rejimine karşı gelişebilecek bir kitle seferberliğini de frenleyerek emekçilerin öfkesini düzen içi bir mevzi ile sınırlama yoluna gitti.

5- Biz, 31 Mart seçimlerinde işçi ve emekçilerin bizzat kendi programlarıyla seçimlere katılarak gerici Cumhur İttifakı’na karşı kendi alternatiflerini oluşturmaları gerektiği inancı ile hareket ettik. İşçileri ve emekçileri rejimin meşruiyetini sorgulamayan ittifak partilerine oy vermeye değil, kendi işçi-emekçi programlarını geliştirerek seçimlere müdahil olmaya çağırdık. Bu doğrultuda patron belediyeciliğine karşı işçi belediyeciliğini ön plana çıkartan “işçinin sorununu işçi çözer” sloganıyla bir kampanya sürdürdük.

6- 31 Mart’ın ardından AKP önemli bir seçim yenilgisi yaşadı ve Ankara’nın yanı sıra İstanbul’u da kaybetti. Mazbata krizi sürecinde İmamoğlu’na oy çağrısında bulunmamış olmamıza rağmen yayınladığımız deklarasyonda “İDP, halkın kendi iradesini korumak doğrultusunda atacağı her adımda onların yanında olacaktır” dedik.

7- Olağanüstü, antidemokratik bir karakter kazanan 23 Haziran seçimlerinin meşru olmadığına inansak da kitlelerin sandığa gideceğini görüyoruz. Bu nedenle, İşçi Demokrasisi Partisi olarak siyasal demokrasinin mevzilerinden biri olan genel oy hakkının savunusu bağlamında kitlelere eşlik edeceğiz. Vereceğimiz eleştirel oy ne CHP’ye ne de İmamoğlu’nadır. Tüm desteğimiz kitlelere ve onların sandıkta gösterdiği iradenin tanınması için sürdürdüğü mücadeleyedir. Olağanüstü karakteri ile seçimlerde verilecek oy 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 referandumunda verilen hayır oyunun niteliğine bürünmüştür.

8- 23 Haziran seçimleri sonucu ne olursa olsun rejimin kısa-orta vadeli görünümünde belirleyici önemde olacaktır. AKP’nin zaferi siyasal demokratik alanın daha da daraltılması yönünde bir onay anlamına gelecektir. Kaybederse de sadece İstanbul seçimlerinin kaybı değil, doğrudan rejimin mevcut haliyle devam edemeyeceğinin bir göstergesi olabilecek ve mevcut rejimin tartışmaya açılmasını sağlayabilecektir. Ancak Tek Adam rejiminden çıkış kitle seferberliklerinin önüne geçip emekçileri mevcut düzen içerisine hapsetmeye çalışan CHP ile mümkün olmayacaktır.

9- CHP ve İmamoğlu, sürecin bu noktaya gelmesinin önemli sorumlularındandır. CHP Kürt illerinde seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına karşı sessiz kalmış, rejimle barışmak için her türden fırsatı kollamış ve nihayetinde emekçilerin oyunu tanımayan rejime karşı YSK’nın kararını onaylamıştır. CHP emekçilere umut olamayacağını göstermiştir. CHP sorunların emekçiler lehine çözümünden yana değil, rejimi patronlar lehine ihya etme derdindedir. İşçi ve emekçilerin partisi değildir.

10- Emekçilerin genel oy hakkının gasp edilmesinin bir diğer sorumlusu da CHP’nin bu yanıltıcı politikalarını teşhir etmeden onu koşulsuz destekleyen sosyalist soldur. İmamoğlu destekçisi sol AKP’ye karşı CHP’nin ilerici bir misyona sahip olduğunu söyledi ve 23 Haziran seçimleri ile 31 Mart seçimleri arasında bu kesimler için bir fark bulunmamakta.

11- Herhangi bir düzen aktörünün rejimin baskıcı uygulamalarından çıkışı sağlaması mümkün değildir. Emekçilerin sorunları yalnızca bağımsız bir sınıf alternatifi sayesinde çözüme kavuşturulabilir. Seçimin sonuçlarından bağımsız olarak, bir sınıf alternatifinin inşasını sürdürmek, kritik bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Güçlü bir sınıf önderliğine sahip olmak için çalışmak, Türkiye’nin sorunlarının nihayete erdirilmesi için elzem bir ihtiyaç olmayı sürdürmektedir. Kalıcı ve güvenilir bir çözümü işçilerden başka kimse işaret edememektedir.

12- İşçi Demokrasisi Partisi olarak 23 Haziran’da Tek Adam rejiminin İstanbul adayının karşısında sandığa gidecek olan kitleleri, köklü ve devrimci bir demokratik dönüşüm için işyerlerinde, mahallelerinde, kentlerinde örgütlenmeye, mücadelelerini birleştirmeye ve bu baskıcı rejimi tarihin çöplüğüne atacak bir seferberliğe çağırıyoruz. Biz onların bütün mücadelelerinde yanlarında olmayı ve deneyimlerini paylaşarak uyarılarımızı yapmayı vaat ediyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.