Bağımlı Türkiye’nin bağımsız Merkez Bankası

Ağustos 2018’deki büyük döviz kuru artışının üzerinden 10 ay geçti. Ağustos ayında 6,88 ile tavan yapan dolar, ardından yavaşça inişe geçti. Yıl başında 5,16’ya inen dolar, o günden bugüne kademeli bir şekilde yükselerek 6 TL’yi geçmiş durumda. Bu yükselişlerin ekonomik, büyük oranda da siyasi sebepleri var. İthalata bağlı, yani dışarıdan gelen mamul ve hammaddelere bağımlı olan bir ekonomiye sahip olduğumuzdan bu süre zarfında döviz kurunun yükselmesi enflasyonu artırdı. Çünkü üretim maliyetleri arttı. Öyle ki hâlâ son 17 yılın en yüksek enflasyonunu yaşıyoruz. Dövizin bu denli artmasının önüne geçebilmek için faiz silahını kullanan Merkez Bankası (MB), faizi %24’e kadar çıkardı. Şu an itibariyle Arjantin ve Venezuela ile birlikte dünyanın en yüksek faiz oranlarına sahip ülkelerinden biriyiz. Üstelik dünyada faiz ortalamaları çok düşük bir düzeyde olmasına karşın Türkiye’de durum bu. Böylesine yüksek gecelik ve tahvil faizleri veren bir ülke olarak para bulma konusunda pek sorun yaşamamamız gerekirken tam tersi oluyor. Hem akıldışı politik hamleler yüzünden rezervleri erimekte olan MB hem de hazine para bulmakta zorlanıyor.

Kırılganların en kırılganı: bağımlı Türkiye

ABD Merkez Bankası FED ve Avrupa Merkez Bankası 2008 krizi sonrası karşılıksız para basarak dünyayı paraya boğdu. Bu ucuz para bolluğundan en çok, ekonomileri emperyalist ülkelerden gelen finansmana ve yatırıma bağımlı olan ve büyük ekonomilere sahip Brezilya, Türkiye, Güney Afrika, Endonezya, Hindistan gibi ülkeler yararlandı.

2013 yılı itibariyle işler değişmeye başladı. Ucuz para döneminin sonuna gelindi. FED para basmayı durdurduğunu ve faiz artışına gideceğini açıkladı. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi ekonomileri bu ucuz ve kolay gelen paraya alışmış ülkelerin dengesi bozuldu. Üstelik yapısal bir kriz olan 2008 krizi hâlâ tüm dünyada aşılabilmiş değil. Artan askeri gerilimler (İran-ABD) ve Çin-ABD “ticaret savaşları” gibi iktisadi ve politik risklerin artması dünyayı daha derin bir açmaza sokmakta. Bu atmosferde yukarıda saydığımız beş ülkenin ekonomik durumları 2013’ten fazlasıyla kırılgan dünyadaki tüm iktisadi ve politik değişimlerden olumsuz etkileniyorlar. Türkiye ise, bu beş ülkenin en kırılganı olarak diğerlerinden ayrışıyor. Bunu faiz, döviz ve enflasyon verileriyle görebiliriz. Bu ülkelerden Türkiye hariç dördünün para birimlerinin bu yılbaşından Mayıs ayına kadar dolar karşısında %0,6 değersizleştiğini görüyoruz. Türk lirası ise aynı dönemde tek başına dolar karşısında %17 değersizleşti. Dört ülkenin enflasyon ve faiz ortalamaları sırasıyla %3,6 ve %6,3. Türkiye’de ise aynı oranlar %19 ve %24. Bu veriler ekonomik durumun çok kırılgan ve gerçekten çok kötü olduğunu gösteriyor. Üstelik bizim başka sorunlarımız da var, çözülemeyen politik sorunlarımız…

Çözüm siyasi arenada olmalı

Mevcut rejimin altından kalkamadığı iktisadi ve politik sorunları çözmeye çalışmak yerine günübirlik davranması, hatta çözmek şöyle dursun bu sorunları derinleştirecek, serbest piyasa ekonomisinde bile kabul edilmeyen bazı uygulamaların (S400-ABD gerilimi, MB’ye yapılan siyasi baskı, İBB başkanlık seçimlerinde rejimin tutumu ve swap ve uluslararası piyasalarda aşırı riskli ekonomik politikalar) varlığı, içinde bulunduğumuz ekonomik ve politik sorunların iç içe geçtiğini gösteriyor.

Haziran seçimlerine kadar kesenin ağzını yeniden açan hazine, tahmin edilenden fazla açık verdi. Bu yılın ilk dört ayındaki bütçe açığı 54 milyar TL oldu. Gelecek düşünülmeden, günü kurtarmak adına yapılan hamleler sorunları derinleştirirken gelecek için daha büyük enkazlar bırakıyor. Dış borç alımı artarken, dolar düşsün diye kamu bankaları aracılığıyla MB’nin rezervlerinden yiyerek dış piyasalarda dolar satılması gibi akıldışı hamleler Türkiye’nin siyasal alandaki açmazlarıyla bağlantılı. Ülkenin ileride daha büyük enkaz altında kalması pahasına atılan her adımın başında emperyalizme bağımlılığımız yatıyor. Kapitalizm ilga edilmeden bu bağımlı durumun bitmesine imkân yok. Krizden bir şekilde çıksak bile bir sonraki krizin taşları döşenmeye başlayacak. Bugüne kadar defalarca vurguladığımız emperyalizmden kopuş ve planlı ve merkezi bir ekonomik sistemin anahtarı siyasal alanda, yani sınıf mücadelesindedir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.