Dış politikadaki açmaz derinleşiyor

Saray rejiminin dış politika alanında gerçekleştirmekte olduğu riskli manevralar, giderek daha fazla içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Saray’ın Suriye’deki mezhepçi, ırkçı ve maceracı dış politikasının çökmesinin ardından, Suriye’de Rusya’nın dümenine girilmiş ve “Astana süreci” başlatılmıştı. Fakat Astana süreciyle ne Fırat’ın doğusunda, PYD’nin kontrolündeki yerlere ilişkin rejimin arzu ettiği türden bir değişim yaşandı ne de Türkiye’nin himayesindeki gruplar alanlarını koruyabildi. İdlib’in Suriye ve Rus toplarıyla dövülmeye yeniden başlaması, bu sürecin kazananının kim olduğunu bir kez daha ilan etmekte. Öte yandan, ABD ile S-400 meselesinde yaşanan gerilim, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yalıtılmış olması gibi başlıklar, rejimin dış politika alanında elinin giderek daha fazla zayıfladığının diğer önemli örnekleri.

Geçtiğimiz ay, İdlib’in büyük kısmını denetimi altında tutan El Kaide kökenli Heyet Tahrir El Şam’ın saldırılarını gerekçe göstererek, Suriye ordusu, Rusya’nın aktif desteğiyle bölgeye dönük yeni bir saldırı başlattı. Eylül’de Rusya ve Türkiye arasında varılan ateşkes anlaşmasının ardından ilk kez gerçekleşen operasyonlar sonucunda, 200’den fazla kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 200 bin kişi evlerini terk etti. Yaklaşık 2 milyon kişinin sığınmacı olduğu İdlib’de 3 milyonu aşkın kişi yaşıyor.

Rusya destekli rejim saldırısı, şu aşamada, İdlib’e dönük bir “nihai saldırı” şeklinde görünmüyor. Bu operasyonlarla Rusya, Türkiye’nin ABD ile “Fırat’ın doğusu” ve S-400’lere ilişkin pazarlıkları sürdürdüğü bir anda, Erdoğan’a elindeki kozların zayıflığını hatırlatıyor. Putin’in, Erdoğan’ın ABD’nin dümen suyuna kırmaya dönük hamlelerini memnuniyetle karşılamayacağı açık. Özellikle, Suriye’de ve enerji alanında Türkiye’nin Rusya’ya bu denli bağımlı hale geldiği bir dönemde…

Erdoğan yönetimi, ABD ve Rusya arasında manevralar yaparak etki alanını artırmaya çalışırken sonuç tam tersi oldu ve Türkiye dış politikada emperyalist ve bölgesel güçler karşısında daha da kırılgan bir hale geldi. Türkiye’nin S-400 füzelerinde ısrarcı olduğunu açıklamasının ardından ABD’nin önce F-35 projesinden Türkiye’yi çıkarma tehdidi ve ardından yaptırımların Kongre’de konuşulmaya başlaması, Saray rejimini bir hayli endişelendirmiş durumda. Üstelik bu diplomatik fiyaskolar, ekonomik durumun son 17 yılın en kötü dönemindeyken gerçekleşmekte. Türkiye’nin dış borcunu çevirebilmek için sıcak para bulamaz hale geldiği, faizlerin olağanüstü seviyelere çıktığı ve döviz rezervlerinin tükenmekte olduğu bir tablo söz konusu. Dış politikadaki her yeni fiyasko, doların yeni bir rekor kırmasını ve ekonominin yokuş aşağı yuvarlanışının hızlanmasını beraberinde getiriyor.

“Yerlilik ve millilik”, sözde ABD karşıtlığı üzerinden koparılan onca gürültüye rağmen, Beştepe’nin politikaları ülkeyi emperyalist sistem içerisinde daha da kırılgan ve bağımlı bir hale getiriyor. Dış politikadaki yenilgiler, ekonomik krizin ağır sonuçları ve giderek yükselen baskıcı uygulamalar tek bir adresi işaret ediyor. Bütün bu sorunlarımızın kaynağı politiktir ve Tek Adam rejiminden çıkış sağlanmadan çözülmesini beklemek hayalcilik olacaktır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.