Grev ve direnişler sardı dört bir yanı

Türkiye’nin doğal gaz devi TÜPRAŞ’ta önemli bir işçi mücadelesi var. Hem de militan bir mücadele. İşçiler hayat koşullarını muhafaza edebilmek için grevin yasak olduğu fabrikada işyerini terk etmeme eylemi yapıyorlar. Patron korkusundan işçilerin karşısına çıkamıyor, Kimya Petrol Lastik ve Plastik Sanayi İşverenleri Sendikası KİPLAS’ı toplu iş sözleşmesi görüşmelerine gönderiyor. Görüşmeleri devlet karara bağlasın diyerek işi Yüksek Hakem Kurulu’na devrediyor. İşçi sınıfından grev, direniş haberlerini az çok takip eden herkes TÜPRAŞ işçisinin kahraman mücadelesini görüyor. Ana akım medyada ise ancak TÜPRAŞ genel müdürünün “Burada işçiler zaten çok kazanıyor,” açıklamalarına rastlayabiliyorsunuz.

Her ne kadar sınıfın gündemini haklı şekilde doldursa da tek direniş TÜPRAŞ’ta değil. Birçok farklı işletmede, pek çok farklı sektörde grevler ve direnişler başlamış durumda. Bu direnişlerin Türkiye’ye kök salmış, ciroları –kriz öncesine kadar- yıllarca tavan yapmış fabrikalarda yaşanıyor olması dikkat çekici. Uzun süredir devam eden bir başka direniş de ABD kökenli gıda devi Cargill’de. 1999 yılından beri Türkiye’de üretim yapmakta olan Bursa’daki fabrikada sendikalaştıkları için (patron küçülmeye gittiklerini iddia ediyor) işten atılan işçiler Tek Gıda-İş Sendikası ile grevlerini sürdürüyorlar. Kocaeli’nde bulunan Cem Bialetti mutfak eşyası fabrikası 100 işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesi sürecinin ardından greve gitti.

1 Mayıs’a gelenler fark etmiştir; birçok işçi çalıştıkları fabrikanın adı pankartlarında, ellerinde bağlı oldukları sendikanın flamasıyla ayrı kortejler halinde yürüyüşe katıldı. İşçi sınıfının belki de Türkiye ekonomisine en fazla katkı sağlayan kesimlerine, aynı zamanda sendikalı ve büyük fabrikalarda çalışan bu insanlara Türk kapitalizmi artık hiçbir şey sunamıyor, kriz derinleştikçe mücadele zorunlu hale geliyor.

Evet, TÜPRAŞ’ın 2019 üçüncü ay bilançosu 362 milyon 295 bin lira zarar gösteriyor. Bu zararı işçiler mi yarattı? Bundan önceki kârlara işçiler mi ortak oldu? Zarar etti diye TÜPRAŞ’ın çoğunluk hissesi sahibi Koç ailesi evlerini, arabalarını, yatlarını mı sattı; vereceği kokteyllerden mi vazgeçti? Hayır, TÜPRAŞ’ın genel müdürleri ve hissedarları lüks yaşamlarını sürdürdü. Krizin faturası ise işçiye kesiliyor. İşletme zarar ediyorsa açın hesap defterlerini gösterin. İşçi sınıfının kâr odaklı bu akıldışı üretim sistemine bir çözümü var: planlı ekonomi, ihtiyaç için üretim. Kapitalizmin hiçbir şekilde işlemediği ayyuka çıkmış durumda ama sistemden nemalananlar, insanca yaşanacak bir dünyayı kuracak olanlara nefretle saldırıyorlar. Direnişteki Kale Kayış işçilerini darp eden baba-oğul patronlar işte bu yozlaşmış düzenin çıkar ortakları. Yıkılmakta olan bu düzenin yasaları işçi sınıfını tutmamalı. Cüret etmeli; hayat şartlarımızı muhafaza ettiğimiz grevlerden, İtalyan işçilerinin yakın zamanda Yemen savaşı için Suudi Arabistan’a silah taşıyan gemiye yükleme yapmayı kabul etmeyerek greve çıktığı gibi saldırıya geçmeli; bir sınıf olarak, bir politik figür olarak topluca tarih sahnesine çıkmalıyız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.