Hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştiriyormuş gibi yapan rejimlere karşı parola: “Thowra!”*

* Devrim

Sudan ve Cezayir’deki devrimci seferberliklerin her iki ülkede de diktatörleri devirmesinin ardından mücadele sürüyor. Sudan’da geçtiğimiz yıl sonunda ekmek zamlarına karşı başlayan protestolar yaygınlaşarak, El Beşir’in ordu yönetimi tarafından tutuklanıp hapse gönderilmesini sağlamıştı. Cezayir’de ise Buteflika’nın devlet başkanlığı seçimleri için yeniden aday olacağını açıklamasının ardından Şubat sonunda başlayan seferberlikler Askeri Geçiş Konseyi’nin verdiği muhtıra sonucunda Buteflika istifa etmek zorunda kalmıştı.

Her iki ülkedeki egemen sınıfların kitle seferberlikleri karşısında aldıkları tutumlara aşinayız. Zira, 2011 yılında Tunus’ta başlayan ve neredeyse tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini saran devrimci dalganın deneyimleri, sonuçları itibariyle, tüm çıplaklığıyla kitlelerin gözü önünde duruyor. Özellikle Suriye, Libya ve Yemen’de seferberliklerin kanlı iç savaşlarla soğrulması ve Mısır’daki askeri diktatörlük Sudan ve Cezayir’deki devrimci seferberliklerin ilerlemesi önündeki engellere ilişkin de ipuçları barındırıyor.

On yıllardır, bölge genelinde neoliberal ekonomi politikalarını uygulamak için baskıcı diktatörlüklere sığınan egemen sınıfların kitle seferberlikleri karşısında takındıkları ilk tutum hemen her yerde aynı: Hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştiriyormuş gibi yapmak.

Sudan ve Cezayir’deki seferberliklerin seyrine ilişkin şu tespiti yapabiliriz: Her iki ülkede de kitleler 2011’deki devrimci dalganın deneyimleri ile sahneye çıkmış durumda. Sudan’da sağlık ve eğitim emekçilerinin başını çektiği sendikaların seferberliklerde önemli rol oynaması ve Cezayir’de El Beşir rejimiyle doğrudan ilişkili Cezayir Genel İşçi Sendikaları Birliği yönetiminin istifası için çeşitli eylemlerin organize edilmesi bu duruma örnek olarak verilebilir.

22 Mayıs’ta söz konusu sendikanın bürokratik yönetimine karşı tabanda örgütlenen genel grevin başarılı geçmesi, mücadelenin seyri açısından kritik önem arz ediyor. Bunun yanında, her iki ülkede de kitlelerin İslamcı önderliklere karşı da mücadele yürütüyor olması, bu kez  kendiliğinden gelişen seferberliklerin Müslüman Kardeşler gibi İslamcı önderlikler tarafından çalınmasının kolay olmayacağını gösteriyor.

Ancak, her seferberlikte olduğu gibi kazanımların kalıcılaşması ve ileriye taşınabilmesi için işçi ve emekçilerin kendi özörgütlenmelerini yaratması elzem görünüyor. Dünya tarihinin en büyük kitle seferberliklerinin yaşandığı Mısır’da Müslüman Kardeşler deneyimi ve arkasından gelen askeri diktatörlük, Suriye’de ve Libya’da yaşanan iç savaş gösteriyor ki, bu görev yalnızca baskıcı neoliberal rejimlerin yıkılabilmesi için değil, seferberliklerin başını çeken ve sözkonusu neoliberal rejimlerin uyguladığı neoliberal politikalardan en çok etkilenen kesimler arasında yer alan kadınların ve gençlerin nihai kurtuluşa ulaşması için, yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonların insanca bir yaşam sürebilmesi için kaçınılmazdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.