“Nafaka mağdurları” neden yalan söylüyor?

Nafaka düzenlemesi Türk hukukunda yıllardır var olmasına karşın, son aylarda “Nafaka Mağdurları” olarak türeyen bir grup erkek olduğunu görüyoruz. Bu tepkinin bunca zaman sonra ortaya çıkması ve az sayıda olmalarına rağmen seslerini duyurabilmeleri, elbette ki hükümetin bu konudaki politikasıyla uyumlu olmalarından kaynaklanıyor. Dahası, söz konusu kadın düşmanı politikalar olduğunda muhalefetin ve iktidarın ortaklaştığını görüyoruz. Bunun son örneği, İYİ Parti’nin sunduğu nafakayla ilgili kadınların aleyhindeki kanun teklifi oldu. “Mağdur” olduğunu iddia edenlerin ne söylediklerine ve ne istediklerine baktığımızda, açıkça yalan söylediklerini ve bu yalanlarla neyi amaçladıklarını anlayabiliyoruz.

Her şeyden önce, nafaka, yalnızca boşanan kadına verilen bir ücret değildir. Maddi durumu iyi olmayan ebeveynler, çocuklarından; boşanan erkek de, eski eşinden nafaka isteme hakkına sahiptir. Önemli olan, nafaka talep eden tarafın maddi durumunun geçinmeye elverişli olmamasıdır. Günümüzde ise hâlâ kadınlar ev içi emekle uğraşmakta, kendilerine ait bir birikim elde edememektedir. Senelerce, evlilik içinde ev için çalışarak iş deneyimi elde etmeyen kadın, boşandığında iş bulamama sorununu herkesten fazla yaşamaktadır. Bu nedenle, boşanma davalarında, yararına nafaka bağlanan kişi genellikle kadın olmaktadır.

Bu durumun yanı sıra nafaka aylarca süren bir hukuk mücadelesinden sonra zar zor alınabilmektedir. Nafakanın ödenmesini sağlayacak herhangi bir zorlama da yoktur. Uygulamada, nafakasını ödememekte ısrar eden eski eşler, icra takibine uğrasalar bile bunu ödemekten kaçınabilmektedir. “Nafaka mağdurları”, ünlülerin eski eşlerine yüksek nafaka ödemesini mağduriyete kanıt olarak göstermektedir. Ancak, o davalarda, nafakayı veren ünlü eski eş, zaten bunu ödemeyi kendisi istemekte ve eski eşler aralarında bu konuda anlaşmaktadır. Mahkeme, o yüksek ücretli nafakayı ünlülere zorla ödetmemektedir. Erkeğin nafaka ödemeyi istemediği durumlarda, kadına nafaka verilmesine, çok zor şartlar altında karar verilmektedir.

Ayrıca, nafakanın “süresiz” olduğu da koca bir yalandır. Nafaka veren kişi, eski eşinin maddi durumunun iyileştiğini gördüğünde, yargı merciine başvurarak artık nafaka vermek istemediğini belirtebilir ve kısa zamanda nafakanın kesilmesini sağlayabilir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta, çocuk bakma ve ev işlerini kadının görevi olarak gören ve evlilik birliği içindeyken kadının evde oturması gerektiğini düşünen kişilerin, nafakaya karşı olanlarla aynı kişiler olmasıdır. Evliliği süresince, kadının kendine ait birikimi olmasını istemeyenler, ayrıldıktan sonra, sanki kadının işi olmamasının nedeni kendileri değilmişçesine nafaka vermeyi de reddetmektedir. Nafakaya karşı olmak; ev içi emekle uğraşan kadını boşanmamaya zorlamak, boşanma gerçekleşse de onu senelerce iş hayatından uzak tuttuktan sonra emeklerini çalmak anlamına gelmektedir. Asıl mağdur, evlilik süresince çalışmamak zorunda bırakılan ve ayrıldıktan sonra da kendiliğinden parası olması beklenen kadındır. Nafakaya karşı olan grup, herhalde ki, yapmak istedikleri için hukuku araçsallaştırmayı huy haline getiren hükümeti örnek almış ve kendilerini mağdur ilan etmiştir. Ancak, kadın hareketi, senelerce süren mücadeleyle elde ettiği kazanımlarından biri olan nafakayı sahte mağduriyetlere kaptırmaya hiç niyetli değildir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.