Türk-Metal/Birleşik Metal-İş anlaşması: Sendikal birlik mi, bürokratik ittifak mı?

Geçen günlerde Türkiye sendikal hareketi açısından tarihi bir gelişme yaşandı. Metal işkolundaki iki büyük sendika olan Birleşik Metal-İş (DİSK) ile Türk Metal (Türk-İş) arasında tarihi bir anlaşma imzalandı. “Türkiye Metal İşkolunda Faaliyet Gösteren Sendikalar Arasında Diyalog ve İşbirliğine Dair Ortak Anlaşma” adını taşıyan anlaşma metni, metal işkolunda sendikal uyuşmazlıklar ve rekabete son vermeyi, işverenlere ve hükümet baskılarına karşı ortak hareket etmeyi ve işçilerin sendikal tercihinin özgür biçimde oluşmasını öngörüyor. Anlaşmanın en önemli ve yaşamsal düzenlemesi ise referandumun sendika seçme özgürlüğünün bir parçası olarak kabul edilmesi oldu. Anlaşmaya dünya metal sanayisi sendikalarının örgütü olan IndustriAll temsilcileri de şahit olarak imza attılar.

İlk bakışta, işçi sendikalarının işverenler ve hükümetler karşısında, sendikal ve ekonomik haklar konusunda işbirliği yapmaları elbette çok olumlu bir adım olarak görülüyor. Ne var ki, işçilerin ancak basından görebildikleri bu anlaşmanın bazı önemli sorulara neden olduğu da bir gerçek.

İlk soru, neden bu anlaşmanın bugün, yani Türk Metal tabanının sendikanın uzlaşmacı ve bürokratik tutumuna karşı giderek artan bir hoşnutsuzluğa sürüklendiği bir dönemde imzalandığı. Anlaşma metninde yer alan sendikalar arasındaki “rekabete son vermenin” amacı, Türk-İş bürokratlarının DİSK örgütlenmesini frenlemeye yönelik bir girişimi olarak değerlendirilemez mi? Birleşik Metal yönetimi, “rekabet olmasın” diye Türk Metal’in uzlaşmacılığını, patron taraftarlığını ve satış sözleşmelerini ifşa etmekten geri mi duracak? Böyle bir ilkeyi neden kabul ettiler?

Öte yandan anlaşma, sendika seçiminde işyerinde referandum uygulamasını öngörüyor. Bu da ilk bakışta olumlu, hatta DİSK’in on yıllardan beri savunduğu bir ilke. Ama bu uygulamayı “sendikalaşmamış ve bir toplu iş sözleşmesi bulunmayan işyerleriyle” sınırlıyor. Yani bir işyerinde Türk Metal’den ayrılıp Birleşik Metal’e geçen işçiler için bu uygulamaya başvurulamayacak. Ama bu sınırlama, işçilerin sendika seçimi özgürlüğüne getirilen bir olumsuzluk değil mi? Yani bir sendika bir işyerine girdiğinde işçiler sonsuza kadar o sendikaya mahkûm olmak zorunda mı kalacaklar? Bu sınırlama, hangisi olursa olsun sendikanın bürokratik egemenliğinin güçlenmesine yol açacaktır.

Bir başka sorun da anlaşmadaki “toplu sözleşmelerde ortak davranma” ilkesi. İşçiler özellikle Türk Metal’de sözleşme taslaklarının merkez bürokrasi tarafından işçilere pek de danışılmadan nasıl hazırlandığını ve daha da önemlisi nasıl tabanın istekleri dışında bürokrat yöneticilerce imzalanıverdiğini gayet iyi biliyorlar. Şimdi Birleşik Metal de mi aynı yöntemleri uygulayacak? Örneğin, Türk Metal yönetimi olumsuz bir sözleşmeyi hemen imzalamak isterse, Birleşik Metal yöneticileri “ortak davranma” adına bunu kabul mu edecekler? Eğer ederlerse bu onların Türk Metal bürokratlarının arkasına saklanmaları anlamına gelmez mi?

Bu ve başka sorular, iki büyük metal sendikası arasında imzalanan bu anlaşmanın belki de sendikal birlikten çok bürokratik bir ittifaka yol açabileceği endişesini doğurmakta. Ford işçilerinin dediği gibi, “patronla birlikte hazırlanan kıyım listeleri, işçilere sormadan belirlenen sözleşme maddeleri, işçinin haberi olmadan bir gece ansızın imzalanan sözleşmeler, işçinin kararına rağmen bir gece operasyonuyla toplanan grev pankartları, önce görevden alınan sonra işten atılmalarına sessiz kalınan temsilciler, söz verildiği halde yapılmayan seçimler… Bütün bunlar çok uzak geçmişin yaşanmışlıkları değil. Bu nedenle işçiler bu işbirliğinin patronların değil, işçilerin çıkarına olabilmesi için başta sözleşmeler olmak üzere atılan her adımda işçi inisiyatifi” gerekmektedir. İmzalan anlaşmanın niteliğini Eylül ayında başlayacak olan MESS sözleşmeleri sırasında daha iyi değerlendirebileceğiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.