4 yıllık saldırı dönemi başladı

Gelecek mücadele ile kazanılır

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun 2019 yılı için hazırladığı “İşçiler İçin Dünyanın En Kötü Ülkeleri” başlığını taşıyan Küresel Hak Göstergesi Raporu’nda 2019 yılında işçiler için en kötü on ülke şu şekilde sıralanıyor: Cezayir, Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Suudi Arabistan, Türkiye ve Zimbabve.

Yaşamını sürdürmek için çalışmak zorunda olan ve bir sömürü aracına (mesela bir atölye) sahip olmayan kişiye işçi dendiğine göre, Türkiye nüfusunun beşte dördü ait olduğu sınıf itibariyle dünyanın en kötü koşullarında yaşıyor!

Görünen o ki Erdoğan’ın “tek devlet, tek vatan, tek bayrak ve tek millet” diye açıkladığı rabia işareti, sıkılıp yumruk yapıldığında patronlar için işçilere yönelen tekçi bir patron zulmü manasına geliyor.

31 Mart seçimlerinin hemen ardından Cumhurbaşkanı dört buçuk yıllık seçimsiz bir sürece girildiğini söylemiş ve Türkiye patronlarının ekonomiye yönelik şok tedbirlerini hayata geçirme sözünü vermişti.

Erdoğan’ın basınçlara dayanamayarak İstanbul seçimlerini iptal etmesi, bu saldırıların bir süre için rafa kalkmasına sebep oldu. Patronlar sınıfı Erdoğan’a, onun yakın çeperinin çıkarı adına tüm patronların ihtiyacını (ekonomik yıkım paketi) ötelediği için kızgındı. Ancak 23 Haziran seçimlerinin Cumhur İttifakı için çok daha ağır bir yenilgi ile sonuçlanmasının ardından, Erdoğan “Tekrar çal Sam” dedi ve yenilgiyi “olgunlukla” kabullenen AKP kadroları ile beraber ekonomik yıkım paketi için kolları sıvadı.

Yakın dönemin reform adı altında planlanan saldırılarını dört başlık altında sıralayabiliriz: yeni vergiler, kıdem gaspı, emekliliğin tasfiyesi ve tasarruf/kemer sıkmalar. Albayrak’ın sıraladığı vaatler ve patronların taleplerine bakacak olursak bizim açımızdan her şeyin beter olması hedefleniyor.

Yeni vergiler ve zamlar

Pakette vergi indirimi dediğine aldanmayın. Çünkü bizden değil, patronlardan bahsediyor. Bizim payımıza düşen, vergi zamları ve yeni vergiler oluyor. Sonuç olarak Erdoğan, KDV türü yeni bir verginin mucidi olmak istiyor. Şimdilik tasarıda adı GEKAP (Geri Kazanım Katılım Payı) olan vergiye göre poşetten alınan 25 kuruş gibi ambalajlı her şeyden vergi alınması isteniyor. Bu vergi hayata geçerse Türkiye, Avrupa’nın en büyük çevre vergisi toplayan ülkesi haline gelecek. Alınan vergiler doğrudan bütçeye aktarılacak ve harcama denetlenemeyecek. Bu sayede patronların zaten çok az ödedikleri vergileri daha da azaltılabilecek. Biz emekçiler için ise bu A’dan Z’ye her şeyin zamlanacağını işaret ediyor.

Kıdem tazminatının gaspı

Maaşımızdan yapılan kesintilerden biriken işsizlik sigortasının fona aktarıldığında ne olduğunu gördük. Fon 2008 krizinden beri ülkenin en zenginlerinin çıkarı için kullanıldı. Patronlar fon sayesinde işçilerinin SGK primlerini ödedi, İŞKUR aracılığı ile bedava işçi çalıştırabildi ve yığınla teşvik aldı. Fon öylesine yağmalandı ki, geçtiğimiz ay ilk kez açık verdi. Buna karşı hükümet patronları rahatlatabilmek için yeni bir fon arıyor. Bunu yaparken de bir taşla iki kuş vurmak niyetinde. Hem iş güvencemizi kaldırmak hem de maaşımızdan yeni bir kesintiyi fonda toplayıp (tıpkı işsizlik sigortası fonu gibi) biriken parayı da yine patronların hizmetine sunmak istiyor.

Emekliliğin tasfiyesi

Emekçilerin çoğunluğu allanıp pullanan zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) ne olduğunu çabuk anladı ve ezici çoğunluğumuz uygulamaya otomatik olarak sokulmuş olmamıza rağmen BES’ten caydı. Şimdi ise yeni ekonomik saldırı paketi BES’ten cayma hakkını kaldırmayı hedefliyor. Böylece maaşlarımızdan yapılacak yeni kesintiler bankerlerin kasalarını dolduracak. Zamanı gelip de paramızı geri almaya hak kazandığımızda ise (eğer banka batmamışsa) alacağımız meblağ zaten enflasyon tarafından yutulmuş ve bankalar ciddi bir gelir elde etmiş olacak. Ayrıca emeklilikte yeni bir reforma gidileceği ifade edilerek emeklilik yaşının daha da artacağının sinyali veriliyor.

Tasarruf

Tasarruf söyleminin ne anlama geldiğini biliyoruz: kemer sıkma. Bunun karşılığı ne? Eğitim, sağlık, emeklilik vb. kamu hizmetlerinde kısıtlamalar bizleri bekliyor. İçeriği tam olarak açıklanmamış olsa da tüm kamu hizmetlerini daha pahalı yahut ulaşılamaz hale getirmeyi hedeflediklerini öngörebiliriz.

Patronlar cephesinde son durum

Söylenenin aksine, patronlar cephesi kritik noktalarda yekvücut. En büyük sorunun daha fazla kâr elde edememek olduğunu biliyorlar ve iktidardan işçilere yönelik bir yıkım paketi talep ediyorlar. Eski patron siyasetçileri ve bürokratlar “devletin bekası her şeyden üstündür” derlerdi. Bugün ne denmeye çalışıldığı her zamankinden daha net: “Patronların ihtiyaçları her şeyden üstündür!”

Görünürde AKP ile kanlı bıçaklı olan diğer patron partileri de söz konusu ekonomik yıkım paketi olduğunda Erdoğan’ı karşısına almıyor. Çünkü yapılmak istenen konusunda ayrıntılarda ayrışıyor olsalar da genelinde hemfikirler. Patron cephesi saldırı paketini ciddiye alıyor ve paketin en güçlü şekilde hayata geçirilmesini istiyor. Bunun için de Erdoğan’ı önemli bir lider olarak görmeyi sürdürüyor.

Ekonomik yıkım paketinin hayata geçirilebilmesi için Türkiye’nin emperyalizmden kopmaması ve gerçek demokratik mevzilerin daralması gerekiyor. Bunların yapılabilmesi için de işçi ve emekçilerin örgütlülüğünün parçalanması, grev ve her türden hak arama mücadelelerinin bastırılması gerekir. Patron cephesi bunun farkında.

Çözüm için, örgütlerimizi patrondan ve devletten bağımsız hale getirmemiz ve patron cephesinin karşısına birleşik bir işçi cephesi ile çıkmamız gerekiyor.

Bunu hayata geçirebilmek için de İşçi Demokrasisi Partisi olarak ekonomik yıkım paketine karşı tüm emek örgütlerini bir araya gelmeye davet ediyoruz. Kalıcı ve güvenilir bir demokrasinin görünürdeki ilk mevzii, bu saldırı dalgasını durdurmak olmalıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.