Ahmet yoldaşın anısına…

44 yıl kadar önceydi. Kadıköy’deki evimin kapısından ilk kez içeri girdiğinde salona sanki güneş dolmuş gibi hissetmiştim. Ahmet Doğançayır. 26 Temmuz Cuma günü onu Karacaahmet’te uğurlarken de hava pırıl pırıldı. Sisli dünyaların değil, aydınlıkların insanı, arılığın, sadeliğin simgesi… Güle güle dostum, yoldaşım.

Bizim eve bazen yalnız, kimi zaman da sevgilisi, şimdi artık oğlu Caner’in annesi Nevin ile birlikte gelirdi. Önce o sıralarda ayağa dikilmeye çalışan oğlumla eğleşir, sonra uzun sohbetlere girişirdi. Zaman Troçkizmin ilk emekleme günleriydi. Kendisi gibi genç öğrenci yoldaşlarının sayesinde devrimci Marksizme yönelmiş, gene onlar gibi herhangi bir Stalinist kirliliğe uğramadan, öylece tüm saflığıyla mücadeleye atılmıştı.

Asgari-azami program değil Geçiş Programı; ikili iktidar organları olarak sovyetler; Sürekli Devrim ve proletaryanın diktatörlüğü; Stalinist yozlaşma ve bürokratik diktatörlük… Daha ne konular. Hepsinin altından girer üstünden çıkardık. Konuşulanları pürdikkat, ama evet, gözlerindeki hep o sorgulayan ifadeyle dinler, tartar, yargılardı.

Sonra bir ara, partiyi kurma aşamasına gelince hareketimiz içinde bir çeşit program-örgüt tartışması çıkmıştı. Partinin somut bir eylem programı üzerinde kurulması gerektiği fikrinde Ahmet ile aynı saflarda olduk. O bir eylem adamıydı, ama kör eylem değil, programa dayalı, stratejisi belli bir eylem çizgisi. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelere yönelik, onlarla birlikte sürdürülecek eylem…

Bu anlayış birliğimiz hemen ürününü verdi zaten. Ahmet, sendikal mücadele aracılığıyla tüm faaliyet eksenini proleter kitlelerin içine yerleştirdi. 12 Eylül 1980 cuntasına öngelen o üç yıl çok zorlu bir dönem oldu. Özellikle Pendik ve civarında sürekli faşist saldırının tehdidi altındaydık. Sadece kendimizi, sendikamızı, temsilciliklerimizi değil, işçilerin yaşadığı bazı mahalleleri de korumak durumundaydık. Ve Ahmet, o ateşli günlerde Stalinist de olsa başka devrimci akımlarla eylem birliği yapmanın ne kadar da ustasıydı. Ahmet’le birlikte Troçkizmin saygınlığında önemli bir ileri adımı o günlerde atmıştık.

Her gün ülkede onlarca devrimci, ilerici katlediliyordu. Elbette kendimizi, proleter mevzileri korumak zorundaydık. Ahmet bu çabamızda en önde koşan, örgütleyen, yönlendiren kadromuzdu. Ama asla gerillacı olmadı, gerilla stratejisini hiçbir zaman benimsemedi. O, kitlelerin devrimci seferberliğine ve partinin bu seferberlikler içinde inşa edilmesine inanıyordu, onun için mücadele ediyordu. “Gerekli olan işçi sınıfının birleşik cephesini kurmaktır,” diyordu.

Ve bu çizgi üzerinden 1979 sonlarında İşçi Cephesi dergisini kurduk. Hiç tereddüt etmeden derginin sahipliğini ve sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. 12 Eylül darbesiyle bu fedakarlığının bedelini yıllarca hapis yatarak ödedi. Ama asla pişman olmaksızın, sürekli devrim mücadelesini ve sosyalizm aşkını asla reddetmeden. İşçi Cephesi’nin ilk sayısında Ahmet’le birlikte, yaklaşmakta olan askeri darbeye karşı uyarılarımızı yapmış, tüm işçi sınıfı örgütlerini bir birleşik cephede mücadeleye çağırmış ve şöyle demiştik: “Bizim görüşlerimiz uygulanmıyor diye uzakta durmayacağız, mücadelenin içinde ve sınıfın birliği için savaşacağız. Tüm öngörülerimize rağmen, çöküntü olacaksa, birtakım sendika, parti yöneticileri nazik vücutlarını kurtarabilirler, ama yarını tekrar inşa edebilmek için o çöküntünün altında kalmaya kararlıyız.”

Kaldık da. Sonra üzerimize yığılan molozları attık, üstümüzü silkeledik ve “biz Troçkistler olarak yarını tekrar inşa edebilmek için” yeniden yola koyulduk. Gene Ahmet’le birlikte. Darbenin etkisiyle dağılmış olan Troçkist hareketi birleştirebilmek, tek çatı ve tek program altında örgütleyebilmek için, tuğla üzerine tuğla koyan duvarcı ustaları gibi. Dünya partimizle bağlarımızı sıkılaştırdık, devrimci-ortodoks Troçkist akımımızın deneyimleriyle kendimizi teorik-politik olarak zenginleştirdik. Ahmet bizleri sekterlikten, bürokratizmden, işçi sınıfı dışı mücadele anlayışlarından uzak tutabilmek için hep teyakkuz halindeydi. Her zaman birlikten yanaydı ama birlik adına devrimci Troçkist çizgiden kopuşa asla müsaade etmedi.

Sonra tüm deneyim ve bilgi yükünü devrimci Marksist düşüncenin teorik-politik düzlemlerde geliştirilmesi çabası üzerine yıktı. İşçi Cephesi dergisinin 1990 ortalarında gerçekleştirilen yeni dizisinin hazırlanmasına katılmadı ama 2009 yılında düzenlenen derginin 30. yıl etkinliğinde, kuruluşunda bizzat bulunduğu hareketin yeni genç kadrolarına ve militanlarına hitap etti ve “İşçi Cephesi için harcadığım tüm emekleri sizlere helal ve emanet ediyorum” dedi. İşte Ahmet Doğançayır buydu.

Ahmet, sen hep öne atılırdın, ama aynı zamanda temkinliydin, bazen bir konuyu kırk defa gözden geçirmeden karar vermezdin… Ama ileri çıkmaman gereken yegâne anda acele ettin yoldaş. Sırayı bozdun.

Ama bil ki, o duvarcı ustası sabrınla inşa ettiğin kalede resmin her zaman asılı kalacak. Sen bende, bizde, Troçkizmin tarihinde her zaman yaşamaya devam edeceksin.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.