Akdeniz’de büyüyen tehlike

Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arayışları, Türkiye ile Yunanistan’ı kıta sahanlığı eksenli bir çatışmanın eşiğine getiriyor. Bir süredir Türkiye’deki rejim krizinin değişik safhalarıyla da harmanlanarak yükselen çekişme, Kıbrıs sorununu doğrudan ilgilendirdiği gibi, bu tabloya şimdi ABD, İsrail ve Mısır da başat bir aktör olarak katılıyor.

Doğu Akdeniz, emperyalist dünya açısından hayati bir yere sahip. Zira dünya ticaretinin yaklaşık üçte biri Akdeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor. Kıbrıs’taki emperyalist üslerin asıl amacı, Ortadoğu’yu ama özellikle Süveyş Kanalı’nı kontrol etmek.

Bu nedenle emperyalist dünyada rekabet halindeki bütün güçler Kıbrıs’ta kıyasıya bir konum elde etme arayışında. Öte yandan, bu kaotik görüntü, birkaç yıl önce Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve kaynaklarının bulunması ile çok daha patlamalı bir karakter kazandı.

Son bilgiler, söz konusu rezervlerin 2 trilyon metreküpe ulaştığı ve bunun yeni keşiflerle artabileceği yönünde. Bu miktarın büyük kısmı Mısır’ın hemen açığında ve Nil Deltası’nda bulunuyor. Diğerleri ise Kıbrıs’ın 150 km kadar güneyine dağılmış durumda. Çok açık ki bu rezervler, birbirleriyle bölge hakimiyeti konusunda rekabet halindeki ülkeler açısından, ama özellikle de bu rezervleri işletme konusunda ağızlarının suyu akan çokuluslu şirketlerin kâr oranları açısından stratejik bir önem taşıyor.

Güney Kıbrıs Cumhuriyeti keşfedilen rezerv alanlarını 13 parsele ayırdı ve emperyalist enerji tekellerine pazarlamaya girişti. Bu tekeller arasında ABD’den ExxonMobil, ABD-İsrail ortak şirketi Noble Energy, Fransız tekeli Total, İtalyan tekeli ENI, Güney Koreli Kogas ve Katarlı Qatar Petroleum ilk sırada gelenler.

Öte yandan, çizdiğimiz manzara, alın teriyle geçinen emekçilerin yakın gelecekleri açısından tek bir anlam taşıyor: Bölgenin kontrolüne yönelik mücadelelerin yoğunlaşması ve tüm Akdeniz’in doğusunun askerileştirilmesi.

Her bir enerji şirketi peşi sıra kendi silahlı güçlerini de Akdeniz açıklarına sürükledikçe, bölgede uzlaşmaz noktalara taşan çıkar çatışmaları, Akdeniz’i silahlı bir mücadele alanı haline getirme riskini yoğunlaştırıyor. Özellikle de Suriye’deki savaş bahanesiyle neredeyse dünyanın tüm emperyalistlerinin Doğu Akdeniz’de donanmalarıyla bayrak göstermekte oluşu alarm verici bir gelişme.

Doğalgaz rezervlerine muhtaç durumdaki Türkiye içinse durum hayli zorlu. Zira Türkiye, adanın güneyindeki rezervler üzerinde hak iddia ediyor. Siyasi nüfusunu ve pazarlık gücünü yaymak içinse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerinden TPAO ile yapılan anlaşmaya dayanıyor; Kıbrıs’ın ilan ettiği ve tekellere pazarladığı parsellerin bir kısmını kendi münhasır ekonomik bölgesi olarak ilan ediyor ve sondaj için girişimde bulunuyor.

Kıbrıs’ta Rum ve Türk egemen sınıflarının çıkarlarını temsil eden bıktırıcı geleneksel politikalar, adaya işgal, sürekli savaş hali ve neoliberal yağmadan başka bir seçenek bırakmamış görünüyor.

Oysa bizim bir ilham kaynağımız var… İki Kıbrıslı komünist. Biri Türk, biri Rum. Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis. Onlar, 11 Nisan 1965 günü barış ve birlikte yaşamı Kıbrıslı Türklere anlatmak üzere Larnaka’ya giderken karşıdevrim güçleri tarafından pusuya düşürülüp katledildiler. Bu iki yoldaşın başları birbirlerinin omuzuna düşmüş görüntüsü hâlâ bizler için bir sancak.

Kıbrıs’ta zenginlik kaynaklarının kullanımına ve paylaşımına karar vermesi gereken asıl irade, adanın emperyalizmden ve yayılmacı güçlerden bağımsızlığını sağlayacak olan Türk ve Rum kökenli işçiler ve emekçiler olmalıdır. Savaş tehlikesini Akdeniz’den defetmek için emperyalizmin vasiliğini reddeden tüm Kıbrıs işçi sınıfının birliğini ve emperyalist planlardan bağımsızlaşmasını hedefleyen devrimci bir sol alternatifin inşasına ivedilikle girişmek bir zorunluluk halini almış durumda.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.