Bir mültecinin penceresinden yaşam

Gelin, beş dakikalığına şimdikinden farklı bir hayat yaşadığımızı düşünelim. Evinizin yanı başında bombalar patlıyor. Bu bombalar her an sizin evinize de isabet edebilir. Akrabalarınızın kimyasal zehirlenmeden hayatını kaybettiğini henüz öğrenmişsiniz. Çocuklarınızın, kardeşlerinizin geleceğinin yok olduğu bir düzenle karşı karşıyasınız. Uzun uğraşlar sonucunda, komşu ülkeye giderek yaşamaya, daha doğrusu nefes almaya devam edebileceğinizi öğreniyorsunuz. Evinizi, eşyalarınızı, mesleğinizi ve bütün birikiminizi geride bırakıp, yalnızca yaşayabilmek için yurdunuzdan uzaklaşıyorsunuz.

Bu kez geldiğiniz yerde yeni bir mücadele başlıyor. Hiç bilmediğiniz bir yerde, bütün her şeyinizi geride bırakmış bir insan olarak yaşamaya alışmanız gerek. Sığındığınız ülkede hayat öyle zor ki, arkadaşlarınız ölümü göze alarak diğer ülkelere geçmeye çalışıyor. Ne gelirine ne sigortasına bakarak, yalnızca yaşamaya devam edebilmek için bir işe giriyorsunuz. Sizinle birlikte bu ülkeye gelenlerden bazılarının, çalıştıkları fabrikada çıkan yangında öldüklerini duyuyorsunuz. Ancak, kim oldukları bile önemsenmiyor.

Tüm bunları yaşarken, yaşadığınız ülkedeki insanların size kinle yaklaştığını görüyorsunuz. Kinlerinin sebebi ise ayrıcalıklı(!) olmanız… Başka ülkelerin gönderdiği yardım parasını, yaşadığınız ülkenin vatandaşları, kendilerinin verdiğini iddia edip size küfürler ediyor. Bayram dönemi geldiğinde, kendi ülkenizin korumalı bölgesine gidip yakınlarınızdan haber almaya çalışıyorsunuz. Bu kez de, kendi ülkenize bayram tatiline gittiğinizi ve yakınlarınızın fabrikada yanarak öldüğü bu ülkede ise keyif için yaşadığınızı iddia ediyorlar. Çocuklarınız, bambaşka bir dilin olduğu bir ülkede eğitim almaya çalışırken, onların sınavsız üniversitelere girdiği iddia ediliyor. Bunun gibi pek çok komik yalanla size kinlenen insanların arasında hayat mücadelesi veriyorsunuz.

Bu arada, sizi ülkelerine kabul etmeyen diğer devletler, 20 Haziran tarihini Dünya Mülteciler Günü ilan etmişler. Etkinliklerle, sizin yokluğunuzda, sizin gününüzü kutluyorlar. Sanki zamanında sizin ülkenizi sömürge haline getirerek bu yaşadıklarınızın sorumlusu kendileri değilmişçesine, konferanslar düzenleyerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Ne yapacağınızı bilmeyen bir halde, günü kurtarmaya çalışarak hayatınıza devam ediyorsunuz.

Evet, yukarıda yazılanlar, bir mültecinin penceresinden hayatın yalnızca kısa bir özeti. Hem Türkiye’de yaşayan Suriyeliler hem de diğer ülkelerdeki mülteci ve göçmenler senelerdir bu hayatları yaşıyorlar. Ne acıdır ki, göçmenlerin sınıfında bulunan insanlar, bu yaşananların asıl sorumlusunu değil, göçmenlerin kendisini suçluyor. Hem Suriye’de hem de onun durumuna getirilen başka ülkelerde yaşananların sorumlusu, bu ülkeler üzerinden çıkar elde etmeye çalışan kapitalist devletlerdir. Kendi ülkesinde yaşayan işçilerle göçmen işleri sömüren aynı kişilerdir. Bu sömürüden kurtulmanın tek yolu ise, işçileri birbirine düşürmek için ortaya atılan yalanlara kanmadan, sömürene karşı dayanışma göstermektir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.