FED Türkiye’yi kurtarır mı?

Seçim süreci bitti. Yerel yönetimler içinde Türkiye’nin en büyük üç kentini ve en büyük altı kentin beş tanesini kaybeden iktidarın önümüzdeki süreç içinde ekonomiyi etkileyecek hem iktisadi hem de siyasi sorunlarla yüzleşmesi gerekecek. Bunların bazıları İran-ABD gerilimi, Doğu Akdeniz doğalgazı paylaşımı, F-35 ve S-400 gibi uluslararası sorunlar; bazıları da işsizliğin ülke tarihindeki en yüksek seviyede olması, Türk lirasının (TL) değersizleşmesi, üretimde dışa bağımlılık ve dış borç gibi ülke içindeki iktisadi sorunlardan oluşuyor.

Çözülmesi gereken tüm bu problemler yanında başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin merkez bankalarının (MB) faiz indirme ihtimalinin, Türkiye gibi hem iç hem de dış sorunlardan en çok etkilenen kırılgan ülkeler için bir umut olacağı söyleniyor. Peki, ABD merkez bankası (FED) tıpkı 2013 yılından önceki gibi dünya geneline ucuz ve bol para saçarak Türkiye’nin büyüme oranlarına olumlu anlamda katkı yapabilir mi? Siyasal iktidarın içine düştüğü kördüğüm ortamında FED’in son dakika yardıma yetişmesini umanlara kötü haberlerimiz var.

Son 10 aydır ekonomide yaşadıklarımızın özeti şu: TL’nin aşırı değer kaybı maliyet enflasyonunu azdırdı. Bu enflasyon sonucunda iç talebin ve ithalatın daralmasını ve iktisadi küçülmeyi engellemek isteyen iktidar, seçimler sebebiyle de kamu kaynaklarını fütursuzca harcadı. Kredi bolluğu yaratarak ve dışarıya yüksek faizli tahvil satarak iç ve dış borçlanmayı artırma yoluna gitti. Geleceği düşünmeyerek, yaptıklarıyla günü kurtarma operasyonlarını seçen iktidar, iç talepte istediği düzeyi yakalayamadı. Ekonomik küçülmeyi engelleyemedi. İşsizliği azaltamadı. Kamu kaynakları artsın ve talep yükselsin diye ÖTV gibi vergi indirimi yollarına başvurduğu için bütçe açığı tahmin edilenden çok daha fazla arttı.

IMF olmadan, kendi iç reçeteleriyle ekonomiyi düzlüğe çıkarmak isterken yokuş aşağı inmeye devam ediyoruz. Planlı ve merkezi bir ekonomi altında işçi denetimi olmadan düzlüğe çıkamazsınız, ancak emperyalizmin kurumsal yapılarının yardımlarıyla günü kurtarabilirsiniz. Bunu defalarca söyledik. Ancak bu işçi ve emekçilerin çalışma koşulları ve özlük hakları için çok büyük bir kayıp olur.

Seçimlerden büyük bir yenilgi alan iktidar, işçi sınıfına dönük büyük bir saldırı dalgası daha başlatmak için gereken güveni önümüzdeki süreç içinde bulamayabilir. FED’in faiz indirim ihtimali bu güvensizlik içinde iktidar için olumlu gözükse de henüz indirim yapılacağı kesin değil. Her şeyden öte, emperyalist ülkelerin merkez bankalarının olası faiz indirimleri, dünya ekonomisindeki gerileme ihtimallerinin artması anlamına geliyor. Dünya ekonomisi kötüye giderken Türkiye’nin tam tersinin yaşaması mümkün değil.

Öte yandan, S-400 meselesi yüzünden ABD’nin Türkiye’ye parmak salladığı bir konjonktürde bu paranın Türkiye’ye geleceğinin garantisi yok. Öyle ki, ülkenin iç siyasetindeki olumsuzluklar patronlar dünyasında bile güvensiz bir ortam yaratmakta, dolayısıyla paranın Türkiye’ye ak(a)mayacağı olasılığını güçlendirmekte. Bu süreçte Japonya’da yapılacak G-20 zirvesinin sonuçlarını iyi takip etmek gerekir.

Son olarak, biz sosyalistler ekonomiyi bir rakamlar yığınına indirgeyemeyiz. Ekonomi sadece rakamların birbirleriyle etkileşimi olsaydı dolar yükseldiğinde ekonomi batar, düştüğünde de her şey çok güzel olurdu. Ama biz her şeyin nasıl güzel olacağını, bölüşüm ve mülkiyet ilişkilerinin belirleyeceğini düşünüyoruz. Yani sınıf mücadelesindeki dengenin nasıl gerçekleştiği bizi en çok ilgilendirir. Bu sebeple, kapitalizm altında gerçek anlamda bir çıkış olmadığının, emperyalizmden ve onların kurumlarından gerçek kopuşun işçi sınıfının denetimi altında planlı ve merkezi bir ekonomik yapılanmadan geçtiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.