Süper bakterilerle savaşa hazır mıyız?

Okul yıllarımda şöyle bir efsane dolaşırdı: Eskilerden bir doktorumuz her gelene aspirin vermesiyle meşhurmuş, kolu kırılan bir arkadaşı da revire gittiğinde derdini dinlemeden aspirin verip yollamış. Bilinçsizce kullandığımız ilaçlar da aslında buna benziyor ve sebep olduğu sonuçlar daha tehlikeli, süper dirençli bakteriler gibi!

Fransız Devrimi’nin monarşileri yıkmasının yanında dünyaya bir katkısı daha vardı, o da tıbbın gelişmesi. O günlere kadar tıp sadece zenginlerin ve statü sahibi kişilerin ulaşabildiği ve uzmanlıkların gelişmediği bir alandı. Devrimle beraber, hastaneler artık poliklinikleri olan, bir disiplin ve manifesto etrafında topluma sağlık hizmeti veren kurumlar haline geldi. Daha sonrasında hastalıkların kader olmaktan çıktığını, bunları birkaç ilaç ile yenebileceğimizi fark ettik ve bundan sonra ipin ucu kaçtı.

Buradaki temel sorulardan birisi, sağlık hizmetlerinin denetlenebilmesi ve toplum yararına nasıl kullanıldığı?

Süper bakteri dedik ya, o, işte bu sorunun bir sonucu. Normalde kontrol altında, kademeli kullanmamız gereken antibiyotikler, her koşulda önüne geldiği gibi verildi ya da veriliyor. Artık hastanelerde biraz daha bilinç var ama ya besicilik? Sadece 2013 yılında tüm dünyada 130.000 ton ilaç çiftlik hayvanlarından daha çok et alabilmek için kullanıldı. Bu vahşi tüketim sonucunda, hayvan katliamının yanında başka bir bilanço daha çıktı: Bakterilerin direnç kazanması için süper kültür ortamları.

Peki, ilaç sektörü bunun için ne yapıyor?

Devlet denetiminden uzak, tamamen kendi kârlarını korumak için çalışıyorlar. Çünkü antibiyotik geliştirmek onlar için kârı düşük, masraflı ve başarı garantisi olmayan bir proje. Antibiyotikler 1-2 hafta kullanılırken, kolesterol veya şeker tedavisinde kullanılacak ilaçlardan bir ömür kâr elde edebilirler. Bu da trilyon dolarlık ilaç sektöründe öncelikleri yeniden belirliyor.

Tehlike çok mu büyük?

Şimdiden, elimizdeki çoğu antibiyotiğe karşı direnç kazanmış bakteri haberleri geliyor. Ve işin kötü tarafı, kendi genetik mirasını başka bakteri türlerine de aktarabiliyorlar. Artık mide sorunu yaşadığımızda veya bir gribe yakalandığımızda, 1800’ler öncesindeki gibi, hayattan beklentimizin kaderle açıklaması yakındır. Devletlerin acilen, toplum sağlığını öne çıkartan planlarını halka açıklamaları lazım. Sağlık hizmetlerinin kâr amacıyla değil, eşit ve ücretsiz bir şekilde herkese ulaşabilmesi öncelikli hale getirilmelidir. Bugünlerde fazlasıyla karşı karşıya kaldığımız bir slogan var ya, her şey güzel olacak veya oldu gibi. Hayır, yukarıda bahsettiğim toplumu düşünen adımlar atılmazsa hiçbir şeyin kendiliğinden güzel olacağı yok!!!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.