Yeni aldatmaca: Sözde yargı reformu

Erdoğan’ın 30 Mayıs’ta Saray’da kamuoyuna açıkladığı Yargı Reformu Stratejisi Programı’nın, bu ayın başında meclise sunulması bekleniyor. 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet içeren yargı paketinde hak ve özgürlüklerin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması başlıkları öne çıkıyor. Tek Adam rejimi, “yargı bağımsızlığının” sağlanması yoluyla “kuvvetler ayrılığının” tesis edileceğini duyuruyor. Gezi eylemlerinden başlayarak kademeli olarak şiddeti artan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle yeni bir boyut kazanan sopalı yönetim biçiminin görece yumuşayacağını örtülü olarak vaat ediyor.

Kuvvetler ayrılığı vaat eden bir hukuk paketinin bizzat rejimin tek adamı tarafından açıklanmasının ironik boyutu bir yana, rejimin dünden bugüne uygulamaları, paketin inandırıcı olmaktan çok uzak olduğunu ortaya koyuyor. Sırf yakın geçmişte, Rahip Brunson’ın Trump’ın, Alman gazeteci Deniz Yücel’in ise Merkel’in özel ricaları üzerine rejimin talimatıyla Türk mahkemeleri tarafından serbest bırakılmaları bile bu paketin kaba bir güldürü olduğunu göstermek için yeterli. Gezi davaları; HDP’lilere, Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri yazarlarına açılan davalar, YSK’nin tüm içtihatlarına aykırı olarak verdiği hukuksuz 31 Mart İstanbul Seçimi kararı… Tüm bu hukuki süreçlerin gösterdiği gibi Tek Adam rejimi; ister emekçi, sosyalist ya da Kürt ister düzen içi aktör olsun, iktidara muhalif tüm kesimleri kendisine göbekten bağlı mahkemeler aracılığıyla sindirmeye çalıştı. Emeklerinin karşılığını elde etmek için mücadele eden işçilerin grevleri iktidar tarafından “erteleme” adı altında yasaklandığında, işçilerin grev hakkını koruyan ve grev yasağını kaldıran bir mahkeme henüz görülmedi.

Tek Adam rejiminin yargı bağımlılığına ilişkin kabarık sicilinin yanı sıra, yargı paketinin açıklanmasından sonra yaşanan gelişmeler de inandırıcılık sorununu derinleştirdi. Tutuklu yargılamanın istisnai olacağı açıklandıktan sonra Gezi eylemlerini kışkırtmakla suçlanan Osman Kavala’nın tutukluğunun devamına karar verildi. Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nun başkanlığını Ordu Valisi’ne hakaret gerekçesiyle mahkeme kararıyla düşürmekle tehdit etti. Meral Akşener’den kaybedilen İstanbul seçiminin intikamını almak amacıyla üç yıldır bekleyen FETÖ soruşturması yeniden açıldı; CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na sosyal medyada yıllar önce yaptığı açıklamalar nedeniyle ceza davası açıldı.

Tek Adam rejiminin ya da düzen içi aktörlerin yargı bağımsızlığı gibi hak ve özgürlükleri güvence altına alacak demokratik adımları gönüllü olarak atacağı yanılsamasına da kapılmamak gerekir. Türkiye’de yargının hiçbir zaman bağımsız ya da tarafsız olmadığı; emekçiler üzerindeki sınıfsal baskının ve egemen sınıf içindeki mücadelelerinde bir araç olduğu çok açık. Mevcut Tek Adam rejiminin yaptığı ise Türk yargısının “bu şanlı tarihine” yeni ve öncekileri hiçbir şekilde aratmayan büyük bir halka eklemekten ibaret. Bu bağlamda yargı reformu paketi, liberallerin anlata anlata bitiremedikleri AKP’nin ilk yıllarındaki sözde asrı saadete yapılan nostaljik bir atıf; egemen sınıf içindeki farklı kesimler arasında bir uzlaşma yoluyla krize girmekte olan rejimin ayakta tutulmasına ilişkin bir öneriden öte bir anlama sahip değil. Ne var ki yönetilmesi gitgide zorlaşan ülkede koşullar, sopanın rafa kaldırılması bir yana, yönetmek için sopanın önem kazanması olasılığının arttığını gösteriyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.