Sınır dışılara son! Birlikte yaşamak istiyoruz!

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, başta Suriyeliler olmak üzere çeşitli ülkelerden mültecilerin sınır dışı edilmesini protesto etmek için dün (2 Ağustos) Kadıköy’de Süreyya Operası önünde bir araya geldi. Siyasi partilerin, sivil toplum örgülerinin, feministlerin ve çeşitli sektörlerden aktivistlerin katılımıyla yapılan eylemde, göçmenlere dönük sınır dışı uygulamasının derhal son bulması, göçmenlerin sığınma ve çalışma hakkının hükümet tarafından tanınması talep edildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başta olmak üzere MHP’li ve AKP’li milletvekillerince göçmenler, kaçak ve yasadışı ilan edilerek kriminalize ediliyor, Türkiye’deki işsizliğin ve ekonomik krizin nedeni olarak hedef haline getiriliyorlar. Gerçekte Türkiye, Avrupa Birliği’nin sınır bekçiliği üzerinden göçmenleri bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor ve dahası güvencesiz konumlarından ucuz işgücü olarak yararlanıyor. Rejimin göçmen karşıtı uygulamalarının politik ve sınıfsal hattını teşhir etmek hayati önemde.

İnisiyatif adına okunan basın açıklaması sırasında “Sınır dışıları derhal durdurun!”, “Sınıfsız, sınırsız, sürgünsüz bir dünya!”, “Sınırlar öldürür, dayanışma büyütür!” sloganları atıldı. Dayanışma eylemi, göçmenleri ayrıştırıcı, yaşama ve barınma özgürlüklerini kısıtlayıcı tüm baskıcı uygulamalara derhal son verilmesi, mültecilik haklarının tanınması ve göçmen dayanışma ağını büyütme çağrısı ile son buldu.

Basın açıklaması metninin tamamı şu şekilde:

Son birkaç haftadır, İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, göçmenlere yönelik kimlik kontrolleri, ev ve işyeri baskınları, alıkoyma ve zorla sınır dışı operasyonları yapılıyor. Türkiye’de her daim süregiden benzer uygulamalara ek olarak son dönemde “geçici koruma” altındaki Suriyelilerin de zor ya da hile ile “gönüllü geri dönüş” belgesi imzalatılarak sınır dışı edildiğini, göçmenlerin sınır dışı ve alıkoyma işlemleri boyunca haklarından mahrum edildiği ve kötü muameleye maruz kaldığını duyuyoruz. Kısa süre önce İstanbul Valiliği, kentte bulunan ve kaydı başka şehirde olan Suriyelilerin, İstanbul’u 20 Ağustos’a kadar terk etmesi için süre tanıdığını duyurdu. Öte yandan tüm bu gelişmeler yaşanırken, özellikle de sosyal medyada ırkçı ve yabancı düşmanı nefret söyleminin giderek yayıldığına tanıklık etmekteyiz.

Türkiye uzun yıllardır göç alan bir ülke olmasına rağmen, sadece birkaç yıl önce oluşturulmuş göç politikaları insan hakları temelinde, kalıcı ve destekleyici yapılar oluşturmaya yönelik olmak yerine; güvenlik merkezli, keyfi ve siyasi kararlarla, göçmenleri kontrol altında tutulması gereken sayılara indirgiyor. Halihazırdaki kayıt ve sığınma sistemi göçmenlerin uzun vadeli bir statüye erişmelerinin önünü tıkayarak onları ya kayıtsız durumuna düşürüyor ya da “geçici” bir statü ile belirsizliğe mahkum ediyor. Hükümetin Suriyeliler için benimsediği “misafir” söylemi, hak arama yollarının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Biz göçmenlerin siyasilerin merhametinde değil hukukun koruması altında olması gerektiğine inanıyoruz.

Kayıt şehrine geri gönderme, seyahat yasağı ve uydukent gibi kontrol odaklı uygulamalar göçmenlerin barınma, çalışma, eğitim gibi en temel haklarından mahrum kalmalarına neden oluyor. Yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan insanlar tekrar yerlerinden edilerek ekonomik ve sosyal açıdan daha dezavantajlı, daha güvencesiz olacakları ve çoğu zaman ırkçılık ve ayrımcılığın daha baskın olduğu yaşam alanlarına itilmiş oluyorlar. Bu durum kimi zaman ailelerin bölünmesine ve göçmenlerin birbirlerini destekledikleri ağların kopmasına sebep oluyor. 

Son dönemde giderek artan ve kitlesel hal alan sınır dışı etme uygulamaları ise Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri ile belirlenen “geri gönderme yasağı”nın açık bir ihlali ve insanlık dışı bir politika. Türkiye’den sınır dışı edilen kişilerin bir çoğu, siyasi, mezhepsel, cinsel ve etnik kimlikleri dolayısıyla hayati tehlike altında oldukları veya savaşın halen devam ettiği yerlere gönderiliyorlar. Çatışma, ekonomik koşullar ya da bireysel tehditlerden dolayı insanların geri gönderilmesi yaşam güvencesini tehlikeye sokuyor. Bizler herkesin hareket özgürlüğünü savunuyoruz!

Türkiye’nin uygulamaları tüm dünyada geçerli olan göçmenlere yönelik güvenlik odaklı politikaların bir parçası. Göçmenlerin Türkiye’deki bu güvencesiz konumunun başlıca sorumlularından bir diğerinin Avrupa Birliği (AB) olduğunun altını çiziyoruz. AB’nin göçmenlere yönelik politikası sınırlarını kapatmak ve Türkiye’yi bir tür sınır bekçisi haline getirmek oldu. AB-Türkiye anlaşması ile Türkiye, AB’nin öldüren sınır politikalarının uygulayıcısı konumuna geldi ve bu sayede her fırsatta göçmenleri bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Bu çerçevede, göçmenlerin ancak en “makbul” bulunanlarına hareket özgürlüğü tanınırken geri kalanları sistematik olarak ve kitleler halinde geri gönderiliyor, insanlık dışı koşulların olduğu kamplarda bekletiliyor ya da daha tehlikeli yollara itiliyor. Tüm bu süreçte sınırların militarizasyonu gitgide arttırılıyor. Herkes için güvenli seyahat yolları derhal açılmalıdır! Sınırları açın!

Göçmenler ırkçı ve yabancı düşmanı söylem ve saldırıların da hedefi halindeler. Gerek hükümet gerekse muhalefet partilerinden yapılan açıklamalarda, Türkiye’de var olan yapısal sorunların, ekonomik krizin sorumluluğu göçmenlerin ve mültecilerin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Zorunlu olarak yerinden edilen, güvencesizliğe ve ağır sömürüye maruz bırakılan insanlar ekonomik krizin sorumlusu olamazlar! Göçmenlere koşulsuz çalışma izni sağlanmalıdır! Göçmen emeğinin ve bedeninin sömürülmesini önlemek üzere yapısal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Bu talep doğrultusunda başta sendikalar olmak üzere tüm emek örgütlerini dayanışmaya çağırıyoruz!

Bir yandan göçmenler ‘kaçak’ ve ‘yasadışı’ ilan edilerek kriminalize edilirken, bu ayrımcılık ve ırkçılığın karşısında göçmenlerle birlikte duranlara da ciddi bir pay biçiliyor. Göçmenlerle dayanışma eylemlerinde bulunanlar ve insani destek sağlayan kişi ve örgütler de hedef gösteriliyor. Dayanışma mahkum edilemez! Bizler ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı tutuma karşı birbirimizi ihbar etmeye değil; ırkçılığa ve insan hakları ihlallerine karşı birarada durmaya niyetliyiz! Ulusal ve etnik kimliklerin ötesinde, sınırsız ve ulussuz bir dayanışmayı büyüteceğiz!

Hangi siyasi eğilim veya medya organından gelirse gelsin, ırkçılığa zemin hazırlayan her türlü söylem ve tutumu teşhir ediyor ve reddediyoruz! Bizler bu suça ortak olmayacağız! Tüm siyasi partiler, kurumlar ve hak örgütlerini de bu konudaki sorumluluklarının farkında olarak, göçmen ve mültecilerin temel haklarının yanında bulunduğunu belirten açıklamalar yapmaya ve ırkçılıkla mücadele etmeye çağırıyoruz. 

Göçmenleri hapsedici, ayrıştırıcı, hareket, yaşama, çalışma özgürlüklerini kısıtlayıcı tüm baskıcı uygulamalara derhal son verilmelidir. Kimse sebepsiz göçmez! Sınır dışı edilmeler derhal durdurulmalı, sığınma hakkının gaspına dönük politikalar son bulmalıdır. Bizler, “Sınır dışılara son!”, “Birlikte yaşamak istiyoruz” diyenler olarak bu taleplerin arkasında duruyor ve gerek Türkiye gerekse de uluslararası kamuoyunu göçmenlerle dayanışmayı güçlendirmeye davet ediyoruz.

#SınırdışılaraSon  #BirlikteYaşamakİstiyoruz 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.